Nasrettin hoca

Nasrettin Hoca

…:..: Adam Olmak :..:…

Bir gün Hoca’nın bulunduğu bir sohbette sormuşlar:

“Hocam, adam olmanın yolu nedir?”
Hoca düşünceli düşünceli, başını bir o yana bir bu yana sallayarak “Söyleyen olursa dinlemeli, dinleyen olursa söylemeli” demiş

——————————————————————

::Bu Kediyse Et Nerede?::

Nasreddin Hocanın canı bir gün yahni ister. Kasaba gidip iki kilo et alır, eve gönderir. Hocanın karısı, yahniyi pişirirken komşuları çıkagelir. Misafire ikram edecek başka şeyi olmadığından yahniyi pişirip, komşularına ikram eder. Akşam olup da evine yorgun argın dönen Hoca, yahninin özlemiyle sofraya kurulur.Biraz sonra karısı Hocanın önüne bir tabak bulgur aşı koyar. Hoca kızar:
- Hatun, hani bizim yahni? Karısı misafire ikram ettiğini söylemeye cesaret edemez.
-Hiç sorma efendi! Senin gönderdiğin eti kedi yedi, der. Hoca sofradan kalkar. Kediyi tartar.Kedinin zayıflıktan bir deri bir kemik ve açlıktan bitkin halde olduğunu görür.
Bir karısına bir kediye bakar.
- Hatun, gerçekten eti bu bizim kedi mi yedi? diye sorar. Karısı:
- Evet Efendi! Bu utanmaz kedi yedi, der.
Hoca, koşarak el terazisini getirir. Terazinin bir gözüne kediye, öbür gözüne kilogramları koyar.
kedi tam iki kilo gelir. Hoca karısına bakarak:
- Bak hatun! Şu gördüğün bizim kedi tam iki kilo geldi. Aldığım et de iki kiloydu. Bu tarttığım kedi ise, et nerede? yok bu tarttığım et ise, kedi nerede?! diye sorar.

——————————————————————-

…:..: Kör Döğüşü :..:…

Nasreddin Hoca, gençliğinde dilenen bazı insanlar görür. Epey bir zaman adamları inceler.
Dilenciler kör oldukları için çevredeki insanlar onlara pek çok yardım verirler.
Fakat dilenciler bir türlü doymak bilmezler.
Hoca, dilencilerin yanlarına yaklaşır. Cebinden para kesesini çıkartıp şakırdatır. Sonra dilencilere:
– Alın bu paraları da aranızda bölüşün, diyerek yanlarından uzaklaşır.
Adamları tekrar gözlemeye başlar.
Kör dilenciler, para kesesinin içlerinden birine verildiğini sanarak parayı kapmak için birbirlerine girerler:
– Kese sende!
– Ben de yok sende!
–Çabuk benim payımı verin, yoksa ben size yapacağımı bilirim! gibi sözlerle açgözlü dilenciler, birbirlerine vurmaya, küfretmeye başlarlar ama keseyi de bir türlü ele geçiremezler.
Hoca bunları gözlerken:
– Hey gidi açgözlü iki dünya körleri hey! diye söylenirken biri:
– Ne oluyor Hoca? diye soru sorar. Hoca:
– Ne olacak, kör döğüşü nedir bilmiyorsan öğren, der.

——————————————————————-

…:..: Yemeğin Buğusu Paranın Sesi :..:…

Nasreddin Hoca Akşehir’de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış :
– Hocam demiş, ben bu adamdan davacıyım. Dükkanın önünde fasulye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam elinde somunla geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi.
Nasreddin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp :
– Doğru mu bunlar ? diye sormuş.
– Evet, demiş fakir adam.
– Öyleyse para kesesini çıkar bakalım.
Zavallı fakir kadı efendiye karşı gelememiş. İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Hoca’ ya uzatmış. Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına. Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlamış. Sonra da :
– Haydi demiş aldın işte alacağını. Aşçı :
– Nasıl olur ? diye şaşkınlığını belli etmiş. Paramı vermediniz henüz. Hoca cevap vermiş :
– Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan paranın da sesini alır elbet !

——————————————————————-

…:..: Sünnet Diyeyim De :..:…

Nasreddin Hoca’nin evine bir gun uc molla misafirlige gelir. Ucu de birbirinden obur seylermis. Hoca ne yemek cikarmissa silip supurmusler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da “sunnettir” diye ekmekle iyice siyirirlarmis. Bu sirada odaya Hoca’nin oglu girmis. Mollalar Hoca’yi memnun etmek icin:
-Aman ne guzel cocuk…Adi ne bunun? diye sormuslar.
Hoca:
-Adi Farzdir, demis.
Mollalar sasirip birbirlerine bakmislar:
-Bu ne bicim isim Hoca Efendi? demisler. Simdiye kadar boyle bir isim hic duymamistik.
Hoca hemen tasi gedigine koymus:
-Ya, sunnet diyeyim de onu da mi yiyesiniz

——————————————————————-

…:..: Ya Deve Ölür Ya Timür Ya da Ben:..:…

Bir gun Timur, Hoca’yla hosbes ederken, “Buradan attim kilici, varip Halep’de oynadi bir ucu!” kabilinden, sozu uzattikca uzatarak, buyuttukce buyuterek, pireyi deve yapar.. Hoca canindan bezer. O da tutar, Allahin devesini, dev yapili bir mahluk haline kor:
-Dogrusu elimden nice develer gelip gecti ama, boylesini gormedim. Uc desem, kanatlaniyor; yuru desem, ayaklaniyor. Ne care ki, benim comez misali okumasi var, yazmasi yok! kabilinden satar, savurur.
Timur buna, parmagini isirir:
-Aman su mahluku bir goreyim! der.
Hoca hic istifini bozmadan:
-Devletlim, der; bugunlerde, namaz baslarini ogretiyorum. Allah izin verirse, seneye yine geldigimde, onunuze diz coksun!” der
Timur seneyi iple ceker.
O gun gelince, Hoca:
-Sormayin efendim, Kurani okumaya baslayinca, oyle bir aska geldi ki, simdi de, “Hafiz olacagim!” diye tutturdu. Allah ecelden aman verirse, bir daha ki seneye getireyim de hifzini dinleteyim! deyip Timurun otagindan ayrilir.
Timur, gene seneyi iple cekmeye baslar, Hoca’nin esi dostu;
-Bre Hoca, sen kaninla mi oynuyorsun? Kacin kurdu Timur; boyle mavallari yutar mi? diye cekip cekistirince, Hoca;
-Yahu, ne telas ediyorsunuz, seneye kadar cok zaman var. O zamana kadar Ya deve olur, ya ben ya da Timur!.

——————————————————————-

…:..: Sende Düştün :..:…

Nasreddin Hocanin bir gün karisi
ölmüs.Bir ay sonra kocasi ölmüs dul bir kadinla evlenmis.Evlendigi kadin Hoca ya sürekli eski kocasini anlatiyormus.Yine bir gün yatakta kocasini anlatiyordu.Iste benim kocam söyle yapardi,böyle yapardi…Hoca sinirlenmis ve kadina bir tekme atmis ve kadinyere düsmüs.Kadin sormus aman Hoca niye attin beni.Hocaninda cevabi hazir:
“Eee yatakta bi sen yatiyosun bi ben bide eski kocan üçümüz siğamadik sende düstün..”

——————————————————————-

…:..: Kazan Doğurdu :..:…

Hoca komşusundan bir gün kazanı ödünç ister. İade ederken de hem teşekkür eder, hem içine minik bir kazan koyar. Komşusu merakla bu minik kazanı sorunca da, “Komşu, bizdeyken kazanın doğurdu” der. Komşusu bu işe pek sevinir.
Aradan epey zaman geçer, Hoca yine komşusundan kazanını ödünç ister. Komşusu da sevinerek verir. Ama bu kez aradan günler, haftalar, hatta aylar geçer, kazandan ve Hoca’dan ses çıkmaz. Nihayet bir gün komşusu konuyu açmaya karar verir,”Hoca bizim kazan ne oldu?” diye sorar. Hoca da üzgün bir ifadeyle,”Komşu çok zaman geçti aradan, senin kazan öldü. Sana nasıl söyleyeceğimi düşünüp duruyordum” deyince sinirlenen komşusu,”Hocam ne diyorsunuz? Hiç kazan ölür mü? Kazan canlı mı ki ölsün?” Hoca,”Doğurduğunu kabul etmiştin, sesin çıkmamıştı, şimdi ölünce nden feryat ediyorsun” der komşusuna.

——————————————————————-

…:..: Ya Üstünde Ben Olsaydim :..:…

Bir gün Hoca eşeğini kaybetmiş. Aramadık yer, sormadık insan bırakmamış ama ne olmuşsa olmuş,bulamamış eşeği.Oturup derdine yanacak yerde, bu hale de şükretmeye başlamış. Komşuları:
-Bre Hoca, canın sağ olsun ama, neticede eşekten oldun, şükredecek ne var bunda?” demişler.
Hoca cevap vermiş:
-A komşular, ben şükretmeyim de, kimler şükretsin, ya
ben de eşeğin üstünde olsaydım!

Bir Cevap Yazın