Çalınınca haber veren telefon

31 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Teknoloji

İlk sahibine bir SMS atıyor ve ‘ben şu numaralı telefona takıldım’ diye haber veriyor

manset_ic_169348

Her gün hayatımıza giren yeni ürünlerle giderek bilgisayara dönüşen cep telefonları, hackerların da gözdesi haline geldi. Bilgisayarlarda olduğu gibi cep telefonuna mesaj ya da mail yoluyla gelen zararlı yazılımların, cihazları kullanılmaz hale getirebildiğini söyleyen Kaspersky Lab Türkiye Müdürü Murat Göçe, “Cep telefonlarında henüz bilgisayarlar kadar virüs yok ama gelişmesine baktığımızda virüs sayısının bir yılda 20′lerden binlere çıktığını görüyoruz. Akıllı telefon kullanımı arttıkça bu virüs sayılarının bir anda milyonlar seviyesine çıkacağını tahmin ediyoruz. Bugüne kadar çıkmamasının nedeni bu alanın hackerlar için iyi bir pazar olarak görülmemesi. Akıllı cep telefonu kullanımı arttıkça onlar da saldırılarını artıracaklar” diyor.
Referans gazetesine konuşan Murat Göçe, cep telefonu konusundaki güvenlik sistemi olan Kaspersky Mobil Security’nin aynı bilgisar antivürüsleri gibi virüs, trojan ve dışardan yapılacak saldırılardan korduğunu söylüyor. Göçe, sistemi şöyle anlatıyor: “Bir de hırsızlara karşı bir korumamız var. Çalınan telefona bir sim kart takıldığında, program telefonun ilk sahibine bir SMS atıyor ve ‘ben şu numaralı telefona takıldım’ diye haber veriyor. Siz o telefonun numarasını polise bildirebilir ve operatörden kimliğini öğrenebilirsiniz. Ya da uzaktan bir mesaj atarak o telefonu kitleyebilir ve kullanılmaz hale getirebilirsiniz. Telefonundaki özel bilgileri de uzaktan silmek mümkün.”

Süper minili Hande

31 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Magazin, Manşet

Tüm gözler onun üzerindeydi

handekututut

Hande Ataizi, İstanbul Fashion Days’e önden süper mini etek, arkadan şort görünümlü bir kıyafetle geldi. Günaydın’ın haberine göre, İstanbul Fashion Days’e önden süper mini etek, arkadan şort görünümlü bir kıyafetle gelen Hande Ataizi: “Hayatıma yeni birini aramıyorum. Projelerime odaklandım.” dedi.

Rektörlerin cezaevi hatırası

31 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Haber, Manşet

Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran ile Ondokuz Mayıs Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay ile cezaevindeyken çektirdiği fotoğraflar ortaya çıktı.

rektorlerk

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanarak cezaevine konulan ve by-pass ameliyatı olduktan hemen sonra tahliye edilen Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran’ın, Silivri Cezaevi’nde beraber kaldığı Ondokuz Mayıs Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay ile cezaevindeyken çektirdiği fotoğraflar ortaya çıktı. Bernay ve Yurtkuran demir parmaklıkların ardından poz verirken, ikilinin birlikte volta atarken fotoğraf çektirdikleri de görüldü. Cezaevi günlerinin sağlığını olumsuz etkilediğini belirten Yurtkuran, “Artık mücadelemin asıl amacı, yaşayıp, beraat ettiğimi görebilme düşüncesi. Dava bir gün sonuçlanırsa beraat edeceğime adım gibi eminim. Ama işte o kadar yaşayabilmek önemli” dedi.

İsmet ACAR / BURSA (AHT)

Ergenekon soruşturması kapsamında 17 Nisan günü tutuklanarak cezaevine konulan ve 25 Haziran günü by-pass ameliyatı olduktan hemen sonra
tahliye edilen ve Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Vekili ve Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, kendisi gibi tutuklanıp tahliye edilen Ondokuz Mayıs Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay ile cezaevindeyken çektirdiği fotoğrafı gözünün önünden ayırmıyor.

rektorleric

BİRLİKTE VOLTA ATMIŞLAR

Rektör Yurtkuran, tedavi gördüğü İstanbul Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden taburcu edildikten sonra Temmuz ayı başında Bursa’daki evine geldi. Tam olarak sağlığına kavuşamayan ve genelde ziyaretçi bile kabul etmeyen Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran’la eşi Prof. Dr. Merih Yurtkuran yakından ilgileniyor. Cezaevinde geçirdiği 74 günü hiç unutmadığını belirten Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, Silivri 4 Nolu Cezaevi’nin 13-7 koğuşundaki en yakın dert ortağının Ondokuz Mayıs Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay olduğunu söyledi. Toplam 70 metrekare olan koğuşta 07.30-19.30 saatleri arasında açık olan havalandırmasında ellerinde tespihle volta atan Yurtkuran ile Bernay’ın birlikte çektirdiği fotoğraflar basına sızdı.

“BERNAY SIRTIMI OVARDI”

Telefonla görüştüğümüz Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, cezaevi şartlarının hastalığını tetiklediğini anlattı. 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay ile aynı koğuşu paylaşan Yurtkuran, günde 6 gazete okuduklarını, kalan zamanlarını sohbet ederek ve volta atarak geçirdiklerini söyledi. Yurtkuran, hastalığının ağırlaştığı zamanlarda cezaevindeki en önemli yardımcısının Rektör Bernay olduğunu anlattı. Yurtkuran, “Tutuklanmadan 1 ay kadar önce kanser ameliyatı olmuştum. Tam radyoterapiye başlayacağım zaman tutuklandım. Cezaevinde de rahatsızlandım. Burada en büyük yardımcım 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay’dı. Zaman zaman sırtımı ovar, ağrılarım olduğunda benimle ilgilenirdi” dedi.

“RAHATSIZLIĞIM GİDEREK ARTTI”

Rahatsızlığı iyice artınca ilk olarak cezaevinin revirine çıkarıldığını anlatan Mustafa Yurtkuran, “Buradan da Silivri Devlet Hastanesi’ne sevk edildim. İki gün boyunca burada tetkiklerim sürdü. Daha sonra buradan da Haseki Hastanesi Üroloji ve Kardiyoloji bölümlerine sevkim yapıldı. Burada yapılan efor testleri bozuk ve tahlillerde yüzde yüz ölüm riski taşıdığım ortaya çıkınca kanser tedavisi için üroloji servisine yatırıldım. Ardından doktorlar acil ameliyat kararı aldı” ifadelerini kullandı.

“SEVİNCİMİ GÖZLERİMLE BELLİ ETTİM”

Yurtkuran, “Bu kararın ardından bu kez de Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildim. Hemen ertesi sabah ameliyata alınacağım bildirildi. Ameliyattan çıktığımda ise tahliye edildiğimi öğrendim. Bu haberi bana astsubay verdi. Daha sonra ailem geldi. Sevincime ortak oldular ama ben sadece bu sevincimi gözlerimle belli ediyordum” diye konuştu.

“HASTANEDE GÖKYÜZÜNÜ GÖREN ODA İSTEDİM”

Hastane yatağı için gökyüzünü görebilen bir oda talebi olduğunu söyleyen Yurtkuran, “Ama esas eşimi ve çocuklarımı yanımda görünce tahliye olduğuna inandım. Hastanenin 14. katında bir oda verdiler. Buradan Haliç’i görebiliyordum. Daha sonra da zaten evime geldim. Şimdi huzurluyum” diye konuştu.

“BERAAT EDECEĞİM AMA O KADAR YAŞAYABİLMEK ÖNEMLİ”

Cezaevi günlerinin çok zor geçtiğini anlatan Yurtkuran, şimdiki hedefini ise, “Ciddi sağlık sorumlarıma rağmen, artık mücadelemin asıl amacı, yaşayıp, beraat ettiğimi görebilme düşüncesi. Tek hedefim budur. Bunun dışında başka bir hedefim yok. Yüzde yüz inanıyorum, dava bir gün sonuçlanırsa beraat edeceğime adım gibi eminim. Ama işte o kadar yaşayabilmek önemli” şeklinde konuştu

Trabzonspor-Bursaspor

30 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Spor

Aldığı kötü sonuçlar nedeniyle zor günler geçiren Trabzonspor, Bursaspor karşısında.

haber_ic_169057

Süper Lig’in ilk haftasında Sivas deplasmanında elde ettiği 2-1′lik galibiyetin ardından taraftarını üzen Trabzonspor, 4. hafta mücadelesinde Bursaspor’u ağırlıyor.

Mutlak 3 puan parolasıyla karşılaşmaya hazırlanan iki ekip de galibiyetten emin. Karadeniz temsilcisi, 3 maçta aldığı 3 puanla 12. sırada bulunuyor. Ligin dişli ekiplerinden Bursaspor ise 6 puanla 4. sırada yer alıyor.

TRABZONSPOR-BURSASPOR

Stat: Hüseyin Avni Aker
Hakemler: Bülent Yıldırım, Murat Şahin, Muharrem Yılmaz
Trabzonspor: Sylva, Serkan, Giray, Song, Ferhat, Ceyhun, Colman, Selçuk, Barış, Gabriç, Gökhan
Bursaspor: İvankov, Ömer, Hüseyin, Sercan, Ergiç, Veli, Turgay, Ozan, Zapotoncny, Mustafa, Ali Tandoğan

Türk Telekom’dan artı Türkiye kampanyası

30 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Teknoloji

Kampanya, vergiler dahil 7 liraya 3 bin dakika şehirler arası görüşme olanağı sağlıyor

manset_ic_169241

Türk Telekom, vergiler dahil 7 liraya 3 bin dakika şehirler arası görüşme olanağı sağlayan ”Artı Türkiye” tarifesini hizmete sundu.

Türk Telekom’dan yapılan yazılı açıklamada, Jettvel 100, 200, 300 ve 600 paketlerinden birini kullanan Türk Telekom müşterilerinin, ”Artı Türkiye” tarifesine, mevcut paket tutarlarına ilave edilecek aylık 7 lira ile abone olabildikleri kaydedildi.

Abonelik ücreti ve taahhüt zorunluluğu gerektirmeyen ”Artı Türkiye” tarifesi kapsamında ücretsiz sunulan 3 bin dakikanın üzerindeki şehirler arası konuşmalar ile dial-up ve özel servis aramaları Standart Hatt tarifesinden ücretlendirilecek.

Kadınla öpüşmek güzel”

30 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Magazin, Manşet

Ünlü oyuncu: “Erkek olsaydı problem yaşayabilirdim”

megannsss

Dünyanın en seksi kadınlarından biri olarak gösterilen ABD’li aktris Megan Fox hemcinsleriyle öpüşmenin eğlenceli olduğunu söyledi. Jennifer’s Body isimli filmde rol arkadaşı Amanda Seyfried ile öpüşürken hiç zorlanmadığını söyleyen Fox “Eğer bir erkek olsaydı bayağı problem yaşayabilirdim. Ancak Amanda ile öpüşürken çok güldük” dedi. Fox “Kadınlarla öpüşürken kendimi çok güvende hissediyorum” diye konuştu. Bir gazetecinin “Biseksüel olup olmadığınızı hiç düşündünüz mü” sorusuna ise “Hayır” dedi.

ŞEMDİNLİ’DE ÇATIŞMA

30 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Haber, Manşet

BİRİ ASTSUBAY 4 ASKER ŞEHİT OLDU

semdinlimayinkuc

Hakkari’nin Şemdinli ilçesi Derecik beldesinde 4 asker şehit oldu, 1 asker yaralandı.

Hakkari Valisi Muammer Türker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Derecik beldesi Balkayalar bölgesinde operasyona giden ”askerlerin arasına el bombası atıldığı” şeklinde bilgi aldıklarını belirtti.

Vali Türker, ”Atılan bombanın patlaması sonucu 1 astsubay ile 3 uzman çavuş şehit oldu. Yaralanan bir askerimiz ise Hakkari Asker Hastanesinde tedavi altına alındı. Bölgede hava destekli operasyonlar sürüyor” dedi.

-ASKERİ YETKİLİLER, ŞEHİT JANDARMA ASTSUBAY ÇAVUŞ AYDIN GÜLEKEN’İN TARSUS’TA YAŞAYAN AİLESİNE ACI HABERİ VERDİ

Hakkari’nin Şemdinli ilçesi Derecik beldesinde şehit düşen Jandarma Astsubay Çavuş Aydın Güleken’in (23), Mersin’in Tarsus ilçesindeki baba evinde yas var.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Güleken’in Gazipaşa Mahallesi’ndeki baba evine giden askeri yetkililer, acı haberi aile bireylerine verdi.

Baba Hüseyin Güleken ile anne Münevver Güleken, oğullarının şehit olduğu yönündeki haberi almaları üzerine baygınlık geçirdi. 112 Acil Servis ekiplerinin müdahale ettiği Münevver Güleken, ambulansla 70.Yıl Tarsus Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Tarsus Kaymakamı Mehmet Gödekmerdan, Garnizon Komutanı Binbaşı Abdulkadir Yavuz, Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, Tarsus Emniyet Müdürü Yaşar Aksoy ve Tarsus Müftüsü Abdulkerim Akbaba da şehit ailesini ziyaret ederek taziyelerini bildirdi.

Bu arada, Şehit Aydın Güleken’in 2 yıldır astsubay olarak görev yaptığı öğrenildi.

Arda bildiğimiz gibi!

29 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Spor

2000 yılındaki UEFA Kupası zafer tablosunun önünde poz veren Kaptan Arda, oldukça iddialı açıklamalarda bulundu.

haber_ic_169055

Cimbom’un 22 yaşındaki genç prensi, “Türkiye’ye bir Avrupa kupası daha getirmek istiyoruz. Taraftarımızı mutlu edecek başarılar peşindeyiz. Gruptaki takımlar rakibimiz olamaz” dedi.

-‘HERKESİ YENMELİYİZ’-

Sarı-Kırmızılı takımın 22 yaşındaki genç kaptanı Arda Turan, ikinci kez UEFA Kupası’nı Türkiye’ye getirecek
kapasitede olduklarını, takım olarak bu inancı taşıdıklarını söyledi. Arda, “Avrupa Ligi’nin kupasını kaldırmak istiyoruz. Güçlü ya da zayıf rakip diye bir şey yok. Eğer hayaliniz UEFA Kupası’ysa, herkesi yenmelisiniz” ifadesini kullandı.

-‘POTANSİYEL MEVCUT’-

Bu yıl çok iyi bir kadro oluşturulduğunu ve beklentilerin de arttığını hatırlatan Arda, şöyle devam etti: “Ben ve arkadaşlarım, bu sorumluluğun bilincindeyiz. Taraftarlarımızı mutlu edecek başarılar peşindeyiz. Şampiyonluk ve UEFA Kupası hedefi bunların en önemlisi. İnşallah bu iki mutlu tabloyu bir arada yaşatırız. Ekip olarak bu potansiyele sahibiz.”

-‘YORULMAYA RAZIYIZ’-

GS TV’ye Avrupa Ligi’ndeki rakipleri de değerlendiren Arda Turan, “Galatasaray, 3’ünden de daha büyük bir geçmişe sahip. Bizim rakibimiz olabilecek ekipler değiller. Grup maçlarını kazanıp finallere adımızı yazdırmak istiyoruz” dedi. Sarı-Kırmızılı yıldız, yoğun karşılaşma trafiği konusunda da “Yeter ki takımımız başarılı olsun. Biz yorulmaya razıyız” yorumunu yaptı.

Turkcell 3G’de 1′inci

29 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Teknoloji

Yapılan saha ölçümlerinde İstanbul, İzmir ve Ankara’da Turkcell birinci çıktı

manset_ic_169054

Uluslararası bağımsız ölçümleme şirketi P3 Solutions’ın yaptığı saha ölçümlerinde Turkcell’in, 3G internet hızında İstanbul, Ankara ve İzmir’de birinci çıktığı bildirildi.

Turkcell’den yapılan yazılı açıklamada, P3 Solutions’ın İstanbul, Ankara ve İzmir’de yaptığı testler sonucunda Turkcell’in, 3G internet hızında birinci olduğu belirtildi.

P3 Solutions’ın, kendine ait özel test arabalarını ve ekipmanlarını kullanarak İstanbul, Ankara ve İzmir’de, kendilerinin belirlediği rotada yaklaşık 2 bin kilometre mesafede yüzlerce ölçüm yaptığı kaydedildi.

Alışveriş ve eğlence merkezleri gibi kapalı mekanlarda da testlerin yapıldığı ifade edilen açıklamada, P3 Solutions tarafından yapılan test ve ölçümlerde Turkcell’in diğer operatörlere göre 2 kata varan oranlarda daha hızlı 3G internet hizmeti sunduğunun belgelendiği savunuldu.

Turkcell Şebeke Operasyonlarından Sorumu Genel Müdür Yardımcısı İlter Terzioğlu, kurdukları yeni şebekenin kalitesini ilk günden itibaren kontrol ettiklerini ve gelişim alanlarını belirlemek üzere denetimler yaptırdıklarını ifade etti.

Terzioğlu, bu ilk testlerin başlangıç olduğunu, bugüne kadar 2G’de olduğu gibi 3G şebekesinde de ölçümleme ve geliştirmelerin sürekli olarak devam edeceğini vurguladı.

P3 Solutions Genel Müdürü Peter Seidenberg ise yaptıkları bağımsız test ve ölçümlere ilişkin şunları kaydetti:

”P3 Solutions olarak, Turkcell’in 3G şebekesinin daha ilk günlerinden itibaren sergilediği yüksek performansın, Avrupa’da yıllardan beri hizmet veren 3G şebekeleri kadar iyi olduğunu gördük. İstanbul, Ankara ve İzmir’de gerek açık alanlarda gerekse kapalı alanlarda yaptığımız testler sonucunda Turkcell’in en hızlı 3G interneti sunduğunu tespit ettik ve bu sonuçları sertifikaladık

Aşk bitti din değiştiriyor

29 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Magazin, Manşet

Tuğçe Kazaz’ın eşinden boşandıktan sonra yeniden Müslüman olduğu iddia edildi.

tucekutututututttttt

Gazetecilerin “Yeniden Müslümanmı oldunuz” şeklindeki sorularını, “Din konuları çok hassas. Burası bu konunun yeri değil. Din konusuyla ilgili önümüzdeki günlerde açıklama yapacağım” diye cevaplayan ünlü mankenin, eşinden boşandıktan sonra yeniden Müslüman olduğu iddia edildi.

TUĞÇE KAZAZ FOTOĞRAFLARI

3_k1
5_k
8_k
10_k1

TUĞÇE Kazaz… Türkiye Güzeli seçilmiş, mankenlik dünyasının da en önemli isimleri arasına girmişti. Sektörde adım adım ilerliyor, başarılı oldukça daha da çok dikkat çekiyordu.

Ama tam o dönemlerdehayatına yön veren ilginç bir gelişme yaşandı. ‘Radyo Tantana’ adlı sinema filmindeki Yunanlırol arkadaşı Yorgo Seitaridis ile evlendi ve herkese sürpriz yapıp ‘Hıristiyan dinine geçtim’ açıklamasını yaptı. Bu cümle sonrası kiminin şaşkınlık, kiminin de kızgınlıkla baktığı Tuğçe Kazaz, gazetelerde akıllarda kalacak boy boy ilginç pozları verdikten sonra Ege’nin ‘öte yakası’na taşındı.

Artık ne ortalarda görünüyor, ne de adı doğru dürüst anılıyordu. Bir gün yine bir sürpriz yapıp “boşandım” dedi ve geridöndü. Ardından yeniden Müslümanlığı seçtiği konuşulmaya başlandı.

UZANIP CEVAPLADI

İstanbul FashionDays’te defileye çıkan Kazaz, sonrasında İTÜ’nün Taşkışla’daki kampusuna çimlerin üzerine uzanarak yorgunluk atarken, aynı anda da gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kazaz, “Boşandıktan sonra tekrar Müslümanlığa döndünüz mü?” sorusuna “Din konuları çok hassas. Burası bu konunun yeri değil. Din konusuyla ilgili önümüzdeki günlerde açıklama yapacağım” dedi.

ÇABUK YÜKSELDİ

Tuğçe Kazaz, 19 yaşında Türkiye’nin en prestijli güzellik yarışması olan Miss Turkey’de 1. seçildi. Kazaz, kısa sürede şöhrete ulaştı ve aranan mankenlerden biri oldu. Üniversite okuduğu için de, eğitimli kontenjanından hatırı sayılır firmaların kataloglarını süsledi. Gizia firmasının yüzü oldu v eMilano Fashion Weeks’te podyuma çıkarak sükse yaptı. Tuğçe Kazaz, podyumlarda fırtına estirirken özel hayatıyla da yavaş yavaş magazin basınının gündemine gelmeye başladı. İlk medyatik ilişkisini oyuncu Umut Sezgin ile yaşadı. Ama onu magazin dergilerinin orta sıralarından baş sayfalarına taşıyan ilişki, Kenan Doğulu ile olan birlikteliğiydi. Sezgin’den ayrıldıktan sonra Kenan Doğulu ile aşk yaşamaya başlayan genç manken, tamiki yıl boyunca bu ilişkisiyle gündemden düşmedi. Doğulu’dan ayrıldıktan sonra da, Sezen Aksu’nun oğlu Mithat Can Özer ile evliliğin eşiğinden dönen bir başka ilişki yaşadı.

Nikâhta vaftiz edildi

Ünlü mankeni magazin sayfalarından ana gazetelerin manşetlerine taşıyan olay Yorgo Seitaridis ile olan birlikteliğiydi. İkili, çekimleri Kos’ta gerçekleşen Radyo Tantana adlı filmde tanıştı. O dönem Mithat Can’dan ayrılan Tuğçe, rol arkadaşına sırılsıklam âşık oldu. Çift evlilik kararı alıp, Yunanistan’a taşındı. Asıl bomba Yunanistan’da nikâh sırasında patladı. Bir kilisede evlenen Tuğçe,nikâh sırasında vaftiz de edildi. Hıristiyan olduğunu açıklayan Tuğçe, bir anda Türkiye’nin en konuşulan ismi oldu. Ailesiyle bile karşı karşıya geldi. Ayvalık’ta yaşayan ailesi onu dışladı.

Yorgo çok kızdı

3 yıl Yunanistan’da yaşayan ve Türkiye’ye sadece iş için gelen Kazaz, geçen kış Cin Geçidi adlı sinema filminde oynamak için Türkiye’deydi. Çekimlerde, filmin Fransız görüntü yönetmeni Ramin Matin ile aşk Yaşamaya başladı. Bunu duyan Yunanlı eşi, ondan boşandı. Ramin Matin ile ilişkisini bitiren Kazaz’ın adı son olarak da eski sevgilisi Kenan Doğulu ile anıldı. “O defter kapanalı 5 yıloldu. Eski defterleri açmanın bir anlamı yok” diyen manken, bu ilişkiyi yalanladı.

DOĞUM YERİ: Balıkesir Edremit

DOĞUM TARİHİ: 26 Ağustos 1982

TAHSİLİ: Yeditepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu

MEDENİ HALİ: Boşandı

BOY: 1,83

KİLO: 64

ÖLÇÜLERİ: 88 – 61 – 92

-2000 yılında Elite Model

-Look’ta ikinci oldu

-2001 yılında Miss Turkey’de birinci oldu

-7 yıl basketbol oynadı

-Bayanlar 1.Ligi’nde şampiyonluk yaşadı

-Yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda defileye çıktı

İşte Öcalan’ın yol haritasının adı

29 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Haber, Manşet

İlk kez açıklıyor

haritaadiikucukk

Abdullah Öcalan’ın 160 sayfalık yol haritasının ismine ulaşıldı Öcalan’ın haftalardır beklenen yol haritasının adı “Kürt Sorununun Demokratik Çözümü ve Barış için Yol Haritası”

Alınan bilgiye göre cezaevi yönetimi yol haritasını incelemeyi henüz tamamlamadı.
Yol haritasının incelenmesinin ne zaman biteceği konusunda kesin bir bilgi alınmadı. Öte yandan yol haritasının cezaevi yönetimi tarafından sakıncalı bulunması halinde kamuoyuna açıklanmaması ya da incelemenin uzun sürmesi söz konusu.

600 sayfalık AİHM savunması

Öcalan’ın 160 sayfalık yol haritasının yanında AİHM’e gönderdiği savunmaların
dördüncü cildini “Ortadoğu Kültürünün Demokratikleştirilmesi” ismiyle teslim ettiği
öğrenildi. Cezaevi yönetimine 600 sayfalık savunma ve 160 sayfalık yol haritası
teslim eden Öcalan’ın bekletilen metinlerinin ikisinin de farklı bir prosedüre tabii
tutulacağı ve ikisinin farklı zamanlarda gözetimden çıkacağı öğrenildi.

Avukatlar haftaya gidecek

Öcalan’ın avukatları yol haritasını almak için Bursa Savcılığı’na dün yapacakları
ziyareti erteledi. Avukatlar savcılığa yol haritası için başvurularını ya önümüzdeki
hafta Çarşamba yapacakları rutin görüşme sırasında ya da hafta başında yapacaklarını söyledi.

İşte rakipler!

28 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Spor

Fenerbahçe ve Galatasaray’ın UEFA Avrupa Ligi’ndeki rakipleri belli oldu. Fenerbahçe H ve Galatasaray da F grubunda yer aldı.

haber_ic_168602

UEFA Avrupa Ligi’nde grup maçlarının kura çekimi Monaco’da gerçekleştirildi. Fenerbahçe ve Galatasaray, H ve F gruplarında yer aldı. H Grubu’ndaki Fenerbahçe’ye Romanya, Hollanda ve Moldova ekipleri çıkarken, 2000′de UEFA Kupası’nı kazanmış olan Galatasaray’a da Yunanistan, Romanya ve Avusturya ekipleri çıktı.

Fenerbahçe, UEFA Avrupa Ligi’nde (H) Grubu’nda Romanya’nın Steau Bükreş, Hollanda’nın Twente ve Moldova’nın Sheriff takımlarıyla eşleşti.

Galatasaray, UEFA Avrupa Ligi’nde (F) Grubu’nda Yunanistan’ın Panathinaikos, Romanya’nın Dinamo Bükreş ve Avusturya’nın Sturm Graz takımlarıyla eşleşti.

-YAŞAR DA KURA ÇEKİMİNDEYDİ-

Bu arada, kura çekimi töreninde, 1971 yılında Fenerbahçe-Ferençvaroş maçında UEFA Kupası’nın ilk golünü atan Fenerbahçeli eski futbolcu Yaşar Mumcuoğlu da katıldı. Mumcuoğlu, 38 yıl önce attığı golün anlamının bugün yeniden ortaya çıktığını belirtirken bundan dolayı çok mutlu ve gururlu olduğunu vurgulayarak, 3. torbanın kura çekimini de yaptı.

-UEFA AVRUPA LİGİ EŞLEŞMELERİ-

1

-MAÇLAR 20.00 VE 22.05’TE-
Grup maçları 17 Eylül ile 16-17 Aralık tarihlerinde yapılacak. Yeni statüsü şöyle: Kura çekimiyle 4′er takımlı 12 grup oluşacak. Grup maçları sonunda ilk 2′ye giren 24 takıma Şampiyonlar Ligi’nde gruplarında 3. olan 8 ekip de katılacak. Toplam 32 takım bu aşamadan sonra çift maçlı eliminasyon sistemiyle 12 Mayıs 2010′da Hamburg AOL Arena’da oynanacak finale yükselmeye çalışacak. UEFA bu sezon yeni bir düzenlemeye daha gitti. Avrupa Ligi maçları perşembe günleri TSİ 20:00 ve 22.05′te oynanacak.

2

İşte Nokia’nın son modeli

28 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Teknoloji

Nokia bilgisayar, cep teleonu karışımı gelişmiş donanıma sahip ‘mobil iletişim cihazı’ N900 Maemo’yu vitrine koydu

manset_ic_168736

N97 modelini henüz piyasaya çıkaran Nokia, daha da gelişmiş donanıma sahip ‘mobil iletişim cihazı’ N900 Maemo’yu duyurdu. Çok yakın geçmişte N97 ile akıllı telefon pazarına iddialı giriş yapan Nokia, uzun süredir bilgileri internet sitelerine sızan yeni ‘mobil iletişim cihazı’ N900 Maemo’yu bugün duyurdu. ntvmsnbc’nin haberine göre, oldukça çarpıcı tasarımı ve hızlı iletişime odaklı donanımıyla göz dolduran N900’de Debian Linux tabanlı Maemo işletim sistemi kullanılıyor. Firmanın iletişim blogu conversations.nokia.com’da yer alan bilgilere göre, cihazın temel özellikleri arasında basınca tepkili 3.5 inç dokunmatik ekran, kızaklı qwerty klavye, ARM Cortex 9 işlemci, 32GB dahili bellek, MicroSD bellek kartı slotu, GPS/A-GPS, FM radyo, 5 mp kamera bulunuyor. N900’de GSM/EDGE, 900/1700/2100MHz UMTS/HSPA, Bluetooth 2.1 ve wifi bağlantı özellikleri hızlı işlemci sayesinde yüksek performans sağlayacak. Henüz ülke bazında fiyatı açıklanmayan N900 Maemo’nun, Ekim ayında vergiler öncesi 500 Euro civarında bir fiyatla piyasaya sürülmesi bekleniyor.

ÇOCUK İÇİN EVLENDİM!

28 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Magazin, Manşet

Henüz karnında 3,5 aylıkken bebeğini kaybeden Nez, mutlaka anne olmayı çok istediğini belirterek aslında çocuk için evlendiğini de saklamadı.

17219_421x281

Televizyon Gazetesi’nin haberine göre; Star TV’de yayınlanan ‘Aramızda Kalmasın programına konuk olan Şarkıcı Nez, anne olmayı çok istediğini söyledi.

Çocuk yapmak için evlendiğini anlatan Nez, aşkın çok geçici olduğunu düşündüğünü belirterek “Sevgi ve dostluktan yanayım ben. Çünkü iki dost yıllarca yanyana çok güzel yaşar ama aşk acı çekmek gibi geliyor bana” şeklinde konuştu.

İşadamı Berna Nuri Süer ile evlenen Nez, aslında evlilik için çok büyük heves taşımadığını ancak çocuk yapmayı çok istediği için evlendiğini söyledi.

3,5 aylıkken çocuğunu kaybeden Nez, kadın olarak çok zor şeyler yaşadığını ifade etti ve “Her zaman sende bir parçası kalır ama şey derler, gelmek istememiş demek ki. Herşeyin bir zamanı, doğru bir yeri ve sanıyorum ki mutlaka anne olacağım. Çünkü bunu yaşamayı çok istiyorum ama zamanı var” açıklamasını yaptı.

Nez, sadece çocuk için evlilik sürdürmenin de doğru olmadığını sözlerine ekleyerek “Evlilik konusu çok zor bir iş. Ben sanırım buna hazır değilim ama anne konusu çok başka bir şey. Ona da daha zaman var” diye konuştu.

Şarkıcı Nez, o dönemde eşinden şiddet gördüğü ve bu nedenle bebeğini düşürdüğü şeklindeki haberlerin de doğru olmadığını sözlerine ekledi.

Hayrettin Karaca çıldırdı

28 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Haber, Manşet

Televizyon sunucusunun boğazına sarıldı!

karacaaaa

TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca, Van’da katıldığı bir yerel televizyonun programında, siyasetçilere sinirlenince, sunucuya zor anlar yaşattı.

İŞTE O ANLAR

TEMA Vakfı Onursal Başkanı Karaca, yerel yayın yapan Merkür TV’nin ana haber bültenine konuk olarak sunucu Fevzi Demirağ’ın toprak ve siyasetçilerle ilgili sorularını yanıtladı.

Haberlerin sonuna doğru özellikle siyasetçilere sinirlenen Karaca, Tarım Bakanı Mehdi Eker ve bazı siyasetçilerin konuşma taklidini yaptı.

Daha sonra sinirlerine hakim olamayan Karaca, bir anda haber sunucusunun boğazına sarılarak, “her şeyi biz yapmayacağız, sizler yapacaksınız. Oy verdiğiniz milletvekillerini gördüğünüz zaman böyle boğazını sıkacaksınız” dedi.
Sunucu, kısa süren bir şaşkınlığın ardından yayına devam etti.

Merkür TV Genel Yayın Yönetmeni İsmail Topçuoğlu, olayın ardından sunucuya izin verdiklerini belirterek, “geçtiğimiz günlerde Karaca’yı konuk aldık. Karaca siyasetçilere olan tepkisini sunucumuz üzerinde gösterdi. Tabi hepimiz biraz şaşırdık. Ama sonunda yayın devam etti” dedi.

AA muhabirine telefonla olay anını anlatan sunucu Fevzi Demirağ ise Karaca’nın, programın başından beri sinirli olduğunu belirterek, kendisinin boğazına sarılacağına başlangıçta hiç ihtimal vermediğini söyledi.

Daha sonra iyice sinirlenen Karaca’nın ayağa kalktığını belirten Demirağ, “aniden boğazıma sarıldı. Şaşırmadım dersem yalan olur. Kısa bir şaşkınlığın ardından yayına devam ettim”dedi.

Kartal’ın rakipleri belli oluyor!

27 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Spor

Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılma hakkı kazanan Beşiktaş’ın Devler Ligi’ndeki rakipleri belli oluyor.

haber_ic_168243

Şampiyonlar Ligi’nde grup kuralarının çekimi Monaco’da yapılıyor. Şampiyonlar Ligi’nde gruplardaki ilk maçlar 15-16 Eylül tarihlerinde oynanacak. Avrupa’nın kulüpler bazındaki en önemli kupasında final karşılaşması ise 22 Mayıs 2010′da İspanya’nın başkenti Madrid’de yapılacak.

Şampiyonlar Ligi’ne Beşiktaş’ın yanı sıra Barcelona, Sevilla, Real Madrid (İspanya), Liverpool, Chelsea, Manchester United (İngiltere), Milan, Inter, Juventus (İtalya), Bayern Münih, Wolfsburg (Almanya), CSKA Moskova, Rubin Kazan (Rusya), Porto (Portekiz), AZ Alkmaar (Hollanda), Glasgow Rangers (İskoçya), Olympique Marsilya, Bordeaux (Fransa), Dinamo Kiev (Ukrayna), Standart Liege (Belçika) ve Unirea Urziceni (Romanya) takımları doğrudan katılacak.

-EŞLEŞMELER-

Kura çekiminde 1. torba ve 2. torbada yer alan seri başı takımlar, 8 gruba dağıdı. Temsilcimiz 3. torbada yer alıyor.

A GRUBU
Bayern Münih
Juventus

B GRUBU
Manchester United
CSKA Moskova

C GRUBU
AC Milan
Real Madrid

D GRUBU
Chelsea
Porto

E GRUBU
Liverpool
Olimpik Lyon

F GRUBU
Barcelona
Inter

G GRUBU
Sevilla
Glasgow Rangers

H GRUBU
Arsenal
AZ Alkmaar

-EN İYİLER ÖDÜLLERİNİ ALDI-

Kura çekimi sırasında Şampiyonlar Ligi 2008-2009 sezonunun en iyi futbolcuları da belli oldu. Futbol hayatına nokta koyan Milan’ın efsane oyuncusu Paolo Maldini, John Terry’e ödülünü verirken salondakiler tarafından ayakta alkışlandı.

En iyi kaleci: Edwin van der Sar (Manchester United)
En iyi defans: John Terry (Chelsea)
En iyi orta saha: Xavi Hernandez (Barcelona)

Cepten en pahalı ‘alo’ hangi ülkede?

27 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Teknoloji

Türkiye’de cepten konuşmanın maliyeti OECD ortalamasının altında

manset_ic_168527

Cep telefonu görüşmelerinde, aynı süre için en az ücreti Hollandalılar ve Finlandiyalılar, en yüksek ücreti de Amerikalılar ödüyor.

AA muhabirinin, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD), üye ülkelerin cep telefonu kullanım ücretleri üzerine hazırladığı rapordan derlediği bilgilere göre, Finlandiya ve Hollanda halkı, cep telefonuna yıllık 131 dolar öderken, ABD’liler aynı kullanıma 635 dolar ödüyor. Türkiye ise 269 dolar ile 17. sırada bulunuyor.

OECD, konuşma ücretlerinin hesaplanması için üç ayrı veri hazırladı. ”Düşük Kullanım”a yönelik veride; kullanıcı başına yıllık 360 arama, 396 SMS, 8 MMS baz alınırken, ”Ortalama Kullanım”da 780 arama, 600 SMS, 8 MMS, ”Yüksek Kullanım”da ise 1680 arama, 660 SMS ve 12 MMS ücreti hesaplandı.

”Ortalama Kullanım”da 269 dolar ile 17. sırada bulunan Türkiye, ”Düşük Kullanım”da 222 dolar ile 7. sırada, ”Yüksek Kullanım”da 415 ile 19. sırada yer aldı.

Rapora göre, cepten arama konuşma ücretleri 2006-2008 yılları arasında ortalama yüzde 28 düştü. Raporda, kısa mesaj gönderiminin hala popüler olup, özellikle genç kullanıcı kitlesine yönelen şirketler için önemli bir kazanç kapısı olması öne çıkan detay olarak göze çarptı.

Cep telefonlarına ödenen ücret bazında ”Ortalama Kullanım” ele alındığında, OECD ülkeleri arasında en pahalıdan en düşüğe sıralama şu şekilde oluştu:

Ülke Ücret ($)
ABD 635,85
İspanya 508,26
Kanada 500,63
Çek C. 484,34
Slovakya 477,46
Meksika 417,62
Almanya 405,20
Yunanistan 400,82
İtalya 394,26
Fransa 378,02
Portekiz 370,35
Güney Kore 340,13
Avustralya 332,99
İrlanda 330,26
OECD 317,77
Macaristan 309,03
İngiltere 272,02
Türkiye 269,34
Polonya 269,27
Japonya 267,49
İsviçre 267,08
Yeni Zelanda 256,02
Lüksemburg 206,26
Avusturya 199,64
İzlanda 197,03
Norveç 165,33
Danimarka 142,68
İsveç 137,94
Finlandiya 131,44
Hollanda 131,44

İŞTE GÜLBEN ERGEN’İN EVİ

27 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Magazin, Manşet

Gülben Ergen, Bahçeköy’deki 4 katlı orman evinin kapılarını Instyle Home’un Eylül ayı sayısı için açtı.

17210_421x281

Ergen, evinde kendisi için en değerli olan şeyin ise salonun girişindeki biblolar olduğunu söyledi. Ünlü şarkıcı, evli bir çifti, bir erkek çocuk kucaklayan kadını ve ikiz bebekleri simgeleyen biblolarla ilgili olarak “Burası tılsımlı köşe. Bu bibloların hikayesi benim hayatımda gerçek oldu” diyor. Dergilerde gördüğü detayları eve uygulamayı sevdiğini anlatan Ergen bu merakının bazen başına iş açtığını anlatarak “Mustafa’yla Mudo Concept’ten eski görünümlü ahşap bir kapı almıştık, nereye monte edeceğimizi bulamadık. Tam umudu kesip salonun ortasına bırakmaya karar verdiğimiz anda üzerine uygun bir cam kestirip sehpa yaptık” diye komik bir anısını paylaşıyor.

İŞTE GÜLBEN ERGEN’İN EVİ

h_4018_2h_4018_3h_4018_4

DTP’li başkan konuşturulmadı

27 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Haber, Manşet

Malazgirt Zaferi’nin 938′inci yıldönümü kutlamalarında konuşsaydı ne diyecekti?

malazgirtk

Malazgirt Zaferi’nin 938′inci yıldönümü kutlamalarında Malazgirt ilçesinin DTP’li Belediye Başkanı Mehmet Nuri Balcı’nın konuşmasına izin verilmediği gerekçesiyle DTP Muş Milletvekili Nuri Yaman, törene katılan Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ve Muş Valisi Erdoğan Bektaş’la tartıştıktan sonra diğer DTP’lilerle birlikte töreni terk etti.

Malazgirt Zaferi’nin 938′inci yıldönümü Muş’un Malazgirt ilçesinde düzenlenen törenlerle kutlandı. Malazgirt Zafer Anıtı’nda düzenlenen törenlere Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Muş Valisi Erdoğan Bektaş, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Burhanettin Aktı, Bingöl Valisi İrfan Balkanlıoğlu, AK Parti Muş Milletvekilleri Dr. Medeni Yılmaz ile Seracettin Karayağız, Muş Belediye Başkan Vekili Deniz Memiş, kamu kurum amirleri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, konuşmasında bu bölgenin gelişmesini istemeyen bazı şer güçlerin düzeni bozmaya çalıştığını söyledi. Türkiye’nin gelişmesinin önünde hiçbir engel olamayacağını belirten Çağlayan, “Bundan tam 938 yıl önce atalarımız tarafından kurtarılan Malazgirt’te aranızda yer almaktan gurur duyuyorum. Vatan coğrafyanın ruhu ile birleşen kutsal bir yerdir. Sakarya’da Dumlupınar’da dökülen kutsal kanların bedelidir vatan. Bu bölgenin gelişmesini istemeyen bir takım dış odaklar birlik ve beraberliğimizi bozmaya çalışıyorlar. Onların bilmediği bir şey var. Yıllardan beri süregelen barış kardeşlik ruhudur. Bizi kendimizden başka durduracak hiçbir güç yoktur. Bu hedefler doğrultusunda kalkınmak için her türlü imkanlarımızı seferber ediyoruz. Türkiye’nin gelişmesi önünde engel olacak kişilere burada sizinle birlikte dur diyeceğiz” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin bir bütün olduğunu vurgulayan Bakan Çağlayan, birlik beraberlik mesajları verdi.

DTP’LİLER ALANI TERK ETTİ
Törene katılan Demokratik Toplum Partisi Muş Milletvekili Nuri Yaman, Malazgirt Belediye Başkanı Mehmet Nuri Balcı’ya söz hakkı verilmediği gerekçesiyle Devlet Bakanı Çağlayan’la ve Muş Valisi Bektaş’la bir süre tartışan Yaman, beraberinde diğer DTP’lilerle birlikte alanı terk etti. Yaman, “Burada protokolde yer almasına rağmen belediye başkanımıza söz hakkı verilmedi. Bunu kabul edemeyiz. Burada halkın temsilcisine söz hakkı verilmiyorsa halk bu kutlamalara katılmaz. Biz de temsilcimize söz hakkı verilmediği için tören alanını terk ediyoruz” dedi. Törenler temsili Alparslan’ın askerleriyle beraber tören alanına gelmesi ve şehrin temsili anahtarını Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’a vermesiyle devam etti. Ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mehteran Takımı tarafından gösteri sunuldu. Törenler resmigeçit ile sona erdi.

DEMOKRATİK AÇILIMDAN BAHSEDECEK, GENEL AF VE ANAYASA İSTEYECEKTİ
DTP’li Malazgirt Belediye Başkanı Mehmet Nuri Balcı’nın (62), 25 yıl öğretmenlik ve yöneticilik yaptığını belirterek, “Benden önceki başkanlar Malazgirt Zaferi’nin yıldönümlerinde konuşma yapıyordu” diyerek izin verilseydi konuşmasında şunlar söyleyeceğini anlattı:

“Alparslan’ın ‘Eğer 20 bin Kürt süvarisi olmasaydı ben bu savaşı kazanamazdım’ sözü bu topraklarda kardeşliğe ve sadakata verilen önemi en iyi şekilde açıklamaktadır. Aynı kardeşlik ve sadakat Kurtuluş Savaşı’nda da gösterilmiştir. Mustafa Kemal’in omuz omuza çarpışan bu iki kardeş halka müteşekkir olduğu bir çok konuşmasıyla tarihe kaydedilmiştir. Demoktatik açılım ile birlikte hak ve özgürlüklerin serbest kalması gerektiği tartışmalarının yapıldığı bu günlerde barış, kardeşlik, demokrasiyi hazmedemeyen bazı muhalif kişi ve partiler, özgürleşme, modernleşme ve uygarlaşmanın önünde büyük bir engel teşkil etmektedirler. ‘Bana benzemeyeni yaşatmam’ zihniyetindeki kişileri bir kez daha Çanakkale’ye, kefensiz ve isimsiz yatan insanları görmeye davet ediyoruz. Unutmayalım ki, orada canını veren insanların yüzde 60′ı Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan vatandaşlarımızdı. Barışçıl bir ortamın oluşması için söylem ve demeçlerde daha yapıcı, olumlu ve teşvik edici bir üslup kullanılması, her kesimini kapsayacak ayırımsız bir genel affın ilan edilmesi, çoğulcu, tam demokratik farklılıkları zenginlik olarak gören sivil bir anayasanın yapılması olacaktır. Sonuç olarak, inşallah bu Ramazan ayı ve Ramazan Bayramı barışa, kardeşliğe ve özgürlüğe vesile olur. Yaşasın barış, yaşasın kardeşlik, yaşasın özgürlük.”

Fener’in rekoru kırılır mı?

26 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Spor

Taraftarını gole doyuran Cimbom, gözünü Fenerbahçe’nin rekoruna dikti.

haber_ic_168260

Hollandalı ünlü teknik direktör Frank Rijkaard yönetiminde fırtına gibi esen Galatasaray, bir yandan Süper Lig şampiyonluğu için yarışırken bir yandan da ezeli rakibi Fenerbahçe’nin 1988-1989 sezonunda elde ettiği 103 gollük rekorun yeni sahibi olmaya çalışacak.

Sarı-kırmızılı takım, bu sezon oynadığı 8 resmi karşılaşmada toplam 29 kez rakip fileleri havalandırdı. UEFA Avrupa Ligi elemerindeki 5 maçta 18 gol kaydeden Aslan, 3 lig mücadelesinde ise 11 kez gol sevinci yaşadı. İki kulvarda da 3.66 gol ortalaması tutturan G.Saray, bu istatistikle devam ederse lig sonunda 124 gole ulaşacak. İşte bu sayı, F.Bahçe’nin 21 yıllık rekorunun kırılacağı anlamına geliyor.

Sarı-lacivertliler, rekor kırdığı 1988-1999 sezonun ilk 3 haftasında Rizespor’u 5-0 ve Altay’ı 4-0 mağlup etmiş, Kahramanmaraşspor’la ise 0-0 berabere kalmıştı. Kanarya, Cimbom’un bu sezonki 11 golüne karşın 21 yıl önce ilk 3 hafta itibariyle 9 golde kalmıştı.

Not: F.Bahçe’nin gol rekoru kırdığı sezon, Türkiye Birinci Futbol Ligi’nde 38 maç oynandı

Microsoft özür diledi

26 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Teknoloji

Bilgisayar devi ırkçılıkla suçlanmıştı

manset_ic_1684491

Bilgisayar devi Microsoft firması, bir reklam fotoğrafının ABD versiyonunda siyahi erkeği Polonya’da yayınlanan versiyonunda beyaza çevirdiği için ırkçılıkla suçlanmasının ardından özür diledi.

Microsoft’tan yapılan açıklamada, fotoğrafın geri çekildiği, bu değişikliği kimin yaptığının araştırılacağı belirtilerek, bu hata nedeniyle firma olarak özür diledikleri ifade edildi.

ABD’de yayınlanan ilanın fotoğrafında, bir masa etrafında bir Asyalı erkek, bir siyahi erkek ile beyaz bir kadın yer alıyor.

Aynı fotoğrafın Polonya’da yayınlanan versiyonunda siyahi erkeğin kafası beyaz bir erkekle değiştirilmiş, ancak eller siyahi kalmış görülüyor.

Çağla Şikel kriz mağduru

26 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Magazin, Manşet

Eşi Emre Altuğ ile birlikte yaklaşık bir yıl önce açtığı mağazayı kapatmak zorunda kaldı.

caglakutut

Şu sıralar hamileliğinin son dönemini yaşayan Çağla Şıkel, iş hayatında aynı mutluluğu yaşayamıyor. Kendine özgü bir moda yaratmaya çalışan Şıkel, ürünlerini de eşi Emre Altuğ ile birlikte açtığı mağazada satışa sunmuştu. Milliyet’in haberine göre, İstanbul Kozyatağı’ndaki Palladium Alışveriş Merkezi’nde yaklaşık bir yıl önce mağazalarını açan Şıkel ve Altuğ, geçtiğimiz günlerde kapıya kilit vurmak zorunda kaldı.

Mağazada Şıkel’in tasarımlarıyla birlikte İtalyan tarzı kıyafetleri müşterilere sunuluyordu. Şıkel ile Altuğ, her çıktıkları programda mağazanın reklamını yapmalarına rağmen işler iyi gitmeyince mağazayı kapatmak zorunda kaldılar. İkili, şimdilerde gazete kağıtlarıyla camlarını kapadıkları mağazanın tasfiye işleriyle de ilgileniyor.

Komutan pimini çekip bombayı eline verdi!

26 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Haber, Manşet

Elazığ’daki şehitler için şok iddia!

korkuniddiaakuvuuuk

Uyursan ölürsün” sendromu gerçek bir faciaya yol açtı…Elazığ’da tim komutanı, nöbette uyuyan askere ceza olarak pimini çektiği el bombasını tutmasını emretti. Bomba patladı, dört şehit.

Taraf Gazetesi’nin haberine göre Koçyiğitler Taburu’nda 10 gün önce meydana gelen patlamanın kaza olmadığı belgelendi. Teğmen Mehmet Tümer, mevzide uyuyan İbrahim Öztürk’e çok kızmış. Ceza olarak da, pimini çektiği bombayı Er Öztürk’e vermiş. Elinde basılı tuttuğu bombayla 45 dakika yardım isteyen er gücü tükenince patlama olmuş.

Tarih, 17 Ağustos 2009. Haber ajansları, abonelerine, Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde bir askerin elinde bulunan bombanın kazayla patlaması sonucu dört askerin şehit düştüğünü geçiyordu. Haberlere göre Er İbrahim Öztürk’ün elindeki bombanın kazara patlaması nedeniyle kendisi ve yanındaki arkadaşları İbrahim Yaman, Ali Osman Altın ve Mesut Bulut şehit olmuştu. Ancak Taraf’ın ulaştığı ifade tutanakları, olayın, bir kaza sonucu değil, nöbette uyuyakalan Er İbrahim Öztürk’ün, komutanı Teğmen Mehmet Tümer tarafından cezalandırılmak istenmesi nedeniyle yaşandığını gösterdi. Teğmen, pimini çektiği el bombasını Er Öztürk’e verdikten sonra, “Mandalı bırakırsan ölürsün, bırakmazsan yaşarsın” dedi. Ama pimi almak için çok uğraşan Öztürk, saatler sonra bomba patlayınca üç arkadaşıyla birlikte hayatını kaybetti.

Taraf’ın ulaştığı görgü tanıklarının ifadelerine göre, 17 Ağustos 2009’da devriye görevi yapan Uzman Çavuş Şakir Akçan, 05:00-07:00 devriyesini saat 06.00’da attı. Öztürk ve arkadaşı Ahmet Şensoy’un nöbet yerinde uyuduğunu gören Çavuş Akçan, askerlerden Öztürk’ün mevzideki el bombasını, Şensoy’un ise silahının alev gizleyenini aldı. Amacı askerlerin uyuduğunu kanıtlamasıydı.
Sabahın erken saatlerinde de nöbetçi askerlerin uyuduğunu söyleyip, komutanı Teğmen Mehmet Tümer’e el bombası ve alev gizleyenini verdi.

Pimi çekti bombayı verdi

Teğmen Tümer vakit kaybetmeden, İbrahim Öztürk’ün nöbet tuttuğu mevziye gitti. Er Öztürk’e el bombasının nerede olduğunu sordu. Er Öztürk, mevziye bakmasına rağmen bombayı bulamadı. Teğmen Mehmet Tümer, “Akşam uyuduğun için alındı” diyerek elindeki el bombasını asker İbrahim Öztürk’e gösterdi. Ardından da pimini çekerek kendisine verdi. “Mandalı bırakırsan ölürsün, bırakmazsan yaşarsın” demeyi de ihmal etmeyerek mevziden ayrıldı.

Komutan pimi geri vermedi

Elinde pimi çekilmiş el bombası bulunan Er Öztürk, Teğmen Tümer’in bulunduğu mevziye giderek, “25 yaşına geldim. 75 gün askerliğim kaldı. Beni öldüreceksiniz” dedi ve pimi kendisinden istedi. Ama Komutan Tümer, “Nöbet yerine git, ben gelip takacağım zamanı biliyorum” karşılığını verdi. Bunun üzerine Öztürk, çevredeki diğer mevzilere, pim aramaya arkadaşlarından yardım istemeye gitti. İkinci kez komutanının yanına geldiğinde yine aynı cevapla karşılaştı.
Tekrar mevziler arasında dolaşmaya başladı. Olayın üzerinden çok geçmeden de arkadaşları Mesut Bulut, İbrahim Yaman ve Ali Osman Altın’ın bulunduğu mevziye geldi. Bu sırada Öztürk’ün elleri terlediği için bomba büyük bir gürültüyle patladı. Öztürk ve üç arkadaşı olay yerinde yaşamını kaybetti.

Böyle bir eğitim yok

Başlatılan soruşturma kapsamında ifade veren Teğmen Mehmet Tümer, fırsat eğitimi kapsamında el bombasının pimini çektiğini, mandalı bırakmadığı sürece bombanın patlamayacağını şehit Er İbrahim Öztürk’e söylediğini ileri sürdü. Ancak ifadesi alınan sekiz tanık, birlik içinde pimi çekilmiş bir şekilde el bombası eğitimi verilmediğini vurguladı.

Görgü tanığı erler olay anını anlattı

Piyade Çavuş Yiğit Acar:
Şakir Uzman çantasından alev gizleyen ve el bombası çıkarıp, uyuyan askerlerden aldığını söyledi. El bombası ve alev gizleyeni Mehmet Teğmen’e verdim. O da 15-20 dakika sonra İbrahim Öztürk’ün yanına gitti ve geri geldi. Kütüklüğünden bir el bombası pimi çıkardı. El bombasından çıkarıldığını anlayan Soner Astsubayla Şakir Uzman, ‘ne yaptınız diye sordu. Mehmet Teğmen ‘ona iyi bir ders olsun’ dedi.

P. Uzman Çavuş Şakir Akçan:
Devriyede İbrahim Öztürk’ün gözetleme yapması gerekirken uyuduğunu tesbit ettim. Yanındaki el bombasını aldım. Amacım sonradan uyuduğunu inkâr etmesini önlemekti. Ayrıca Emrah Göz’ü de uyurken gördüm ve onun da silahının alev gizleyenini almıştım. Mehmet Teğmen saat 09:30’da uyandığında durumu kendisine bildirdik. Mehmet Teğmen, malzemeleri alıp yanımızdan ayrıldı. 15-20 dakika sonra Mehmet Teğmen ardından da İbrahim Öztürk mevziye geldi. Teğmen, İbrahim’in mevziden ayrılmamasını, birazdan gelip pimi takacağını söyledi. Bombanın piminin çıkartıldığını anladık. 15-20 dakika sonra da patlama oldu.

Piyade Er Recep Koyuncu:
Mehmet Teğmen, İbrahim’in mevzisine geldi. 10 dakika oturdular. Teğmenin elinde el bombası vardı, bombasının pimini çekip, İbrahim’e verdi. “Mandalı bırakırsan ölürsün, bırakmazsan yaşarsın” dedi ve havan mevzisine gitti. İbrahim, teğmenden pimi vermesini istedi. “25 yaşındayım. 75 günüm kaldı, beni öldüreceksiniz” dedi. Mehmet Teğmen mevzisine gitmesini, zamanı gelince pimi takacağını söyledi. İbrahim daha sonra tekrar teğmenin yanına gitti. Pimi istedi. Teğmen yine vermedi. 5-10 dakika sonra da patlama oldu.

Bombayı verdim bekle dedim

Dört askerin hayatını kaybettiği olayla ilgili 8. Kolordu Komutanlığı tarafından soruşturma başlatıldı. Teğmen Mehmet Tümer’in ifadesi şöyle:
“17 Haziran 2009 tarihinde de taburun geçici olarak görevlendirildiği Elazığ-Karakoçan Nohuttepe Üs Bölgesi’ne katıldım. 16 Ağustos 2009 tarihine kadar Tim Komutanı olarak görev yaptım. Tabur Elazığ İl Jandarma Komutanlığı’nın harekât ve komutasına verilmişti.
16 Ağustos 2009 tarihinde Nohuttepe Üs Bölgesi’nden timimle birlikte saat 20:30 civarı ayrıldım. Yaya intikalle Düztepe mevkiine gittik. Saat 23:00 civarı geçici üs bölgesi tesis ettik ve sabaha kadar gözetleme yaptık. Saat 09:30’da uyandığımda Uzman Çavuş Şakir Akçan Bixi mevziinde görevli İbrahim Öztürk ve Ahmet Şensoy’un uyuduğunu tesbit ettiğini ve İbrahim Öztürk’ün el bombasını aldığını bildirdi.

İbrahim’e bombasını sordum
Saat 10:30 civarında İbrahim Öztürk’ü mevziinde ayakta gördüm, yanına gidip el bombasının nerede olduğunu sordum. Bu sırada Ahmet Şensoy istirahat için uyuyordu. İbrahim el bombasını mevzii içinde aradı, bulamadı.
Halen el bombasının alınmış olduğundan haberdar değildi. Normalde mevziye yerleştiklerinde el bombalarını mevzi içinde ulaşabilecekleri bir yerde muhafaza etmeleri gerekir. El bombasını bulamayınca beraberimde götürdüğüm bombayı göstererek ‘burada, gece uyuduğun için alındı’ dedim.
Fırsat eğitimi kapsamında el bombasının pimini çekerek ‘mandalını bırakmadığın sürece patlama’ deyip bombayı eline verdim. Bundan maksadım, el bombasının önemini kavraması idi.Mevziinden ayrılmamasını emrederek mevziime döndüm. İki mevzi arasında yaklaşık 15 metre kadar mesafe vardır.

Mevzide iken İbrahim Öztürk’ün, kendi mevziinin batısındaki roket mevziine gittiğini gördüm. Bu iki mevzii arası takriben 20 metre kadardır. Uyarıp mevziisinde beklemesini emrettim. Yanıma geldi. Pimi istedi. Gelip takacağımı söyleyip mevziisine gitmesini istedim. Mevziine döndü, bir iki dakika sonra tekrar roket mevziine gittiğini fark ettim. Bu kez yanıma çağırdım, tekrar mevziine gidip oturmasını, pimi gelip takacağımı söyledim. Bu sırada ben kendi mevziimde idim.

Döndüm ve patlama sesi duydum

Yanımda Yiğit Acer, 5 metre kadar yakınımda Soner Süvarı Astsubay ile Şakir Akçan Uzman Çavuş vardı, İbrahim mevziine döndü.
Ben de Şakir Uzman ile Soner Astsubay’ın yanına gittim. Yaklaşık 15 dakika kadar sonra patlama sesi duyuldu. Saati hatırlamıyorum, 11:00- 11:30 arası olabilir. Sonradan duyduğuma göre İbrahim elindeki el bombasıyla benim göremeyeceğim şekilde üç mevzi dolaşmış, üçüncü mevzide patlama gerçekleşmiş. Patlama sesini duyunca koşarak sesin geldiği yere gittim. İbrahim’in mevziinin önünde şiarın üzerine yüzükoyun yığıldığını gördüm

Gelen çok, giden yok!

25 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Spor

Linderoth, Volkan, Necati, Serkan, Aykut, Mehmet…

haber_ic_168056

Futbolda birinci transfer sezonunun bitimine 7 gün kaldı. Keita, Elano, Leo Franco, Gökhan Zan ve Mustafa Sarp’ı kadrosuna katan Galatasaray, CSKA’da forma giyen Caner Erkin’le transfere nokta koymaya hazırlanıyor. Futbolseverleri heyecanlandıran isimlere imza attırarak şov yapan sarı-kırmızılılar, diğer yandan kadro şişkinliği konusuna çözüm arıyor.

Cimbom’da Ümit Karan, Hasan Şaş, Lincoln ve Ferdi Elmas’la yollar ayrılmasına rağmen Elano Blumer’la birlikte kadro 33 futbolcuya yükseldi. Teknik direktör Frank Rijkaard, geride kalan maçlardaki oyuncu seçimleriyle bol alternatife ihtiyaç duyduğunu gösterdi ancak kadronun 24-25′e ineceğini de açıkladı. Hollandalı hocanın ‘gönderilecekler raporu’nda kimlerin olduğu henüz bilinmezken, forma şansı çok az olan isimler bir türlü elden çıkarılamıyor.

Rijkaard’ın Serkan Kurtuluş, Alparslan Erdem, Volkan Yaman, Aykut Erçetin, Serkan Çalık, Yaser Yıldız ve Mehmet Güven’i kadrosunda düşünmediği biliniyor. İsveçli Linderoth’tan ise sürekli sakatlanması nedeniyle verim alınamıyor. Bu futbolculardan sadece Volkan’ın Eskişehirspor’la anlaşmak üzere olduğu biliniyor. Diğer oyuncular için henüz bir talip yok.

Kadrodaki 7-8 futbolcunun satılacağını veya kiralanacağını bildiren yönetim, lig başlayalı neredeyse 1 ay olmasına rağmen henüz bir hamlede bulunmadı. Öte yandan sözleşmesini feshetmek için Futbol Federasyonu’na başvuran Necati Ateş’in alacakları da ödendi. Golcü futbolcunun ne takımla birlikte idmanlara çıkması isteniyor ne de takımdan bedelsiz ayrılmasına izin veriliyor.

Futbol takımının yıllık ücretleri için kasasından 30 milyon euro çıkacak olan G.Saray, forma şansı bulamayacak 9 futbolcusuna kulüp bulamazsa 4 milyon euroyu boşa ödemiş olacak.

Futbolcu Yıllık ücret
Tobias Linderoth 1.2 milyon euro
Necati Ateş 900 bin euro
Volkan Yaman 400 bin euro
Serkan Kurtuluş 300 bin euro
Alparslan Erdem 250 bin euro
Aykut Erçetin 200 bin euro
Serkan Çalık 200 bin euro
Yaser Yıldız 200 bin euro
Mehmet Güven 150 bin euro

Nokia bilgisayar üretti

25 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Teknoloji

İşte “Booklet 3G”

manset_ic_167868

Son olarak tanıttığı N 97 modeliyle dünya çapında büyük bir ilgi gören cep telefonu devi Nokia, telefonunun yanında özellikle bilgisayar üretimiyle pazar payını sürekli büyüten Apple, ve Samsung gibi rakipleriyle olan rekabeti kızıştıracak bir hamleye imza atarak ‘Booklet 3G’ adını verdiği ilk bilgisayar modelini piyasaya tanıttı.
Kısa süre önce İntel ile stratejik bir işbirliği anlaşması imzalayan Finlandiya merkezli cep telefonu devinin bilgisayar sektörüne gireceği söyleniyordu. Ancak Nokia yapılan çalışmaları sır gibi saklıyor ve konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmıyordu. Beklenen açıklama bugün Nokia İskandinavya üretim müdürü Jo Harlow’dan geldi.
‘Nokia Booklet 3G’yi devrim olarak değerlendiren Harlow Nokia’nın netbook sektörüne girdiğini doğruladı ve yeni cihazla ilgili bilgiler verdi. Booklet 3G’de dünya devi İntel tarafıdan üretilen işlemcilerin kullanılacağını söyleyen Harlow, iki firma arasında stratejik işbirliği anlaşması imzalandığını söyledi. Dünyanın en büyük cep telefonu imalatçısının yeni dizüstü bilgisayarı ‘Booklet 3G’nin bazı özellikleri ise şöyle olacak: ‘Booklet 3 G’ sadece 1,25 kg ağırlığında ve 10 inc büyüklüğünde olacak. Kasası Alüminyum olarak tasarlanan yeni netbook 12 saatlik pil ömrüne sahip olacak. Bunların yanında Booklet 3G’nin en önemli özelliği ise bağlantı özelliklerinde saklı olacak. Çünkü gelen bilgilere göre Nokia’nın yeni netbook’u, WiFi ve Bluetooth gibi iletişim teknolojilerine ek olarak kablosuz geniş-bant internet için 3G/ HSPA desteği de sunacak.
Nokia, Booklet 3G’nin fiyatını ve ne zaman piyasaya sunulacağın şimdilik sır gibi saklanıyor. Ancak 2 Eylül’de gerçekleştirilecek olan ‘Nokia World’ isimli etkinlikte merakla beklenen bu bilgilerin ve cihazla ilgili diğer detayların açıklanması bekleniyor.
Mobil teknolojisindeki uzmanlığını krize rağmen büyüyen laptop sektörüne aktarmayı hedefleyen Nokia bu sayede rakipleriyle olan rekabetinde bir adım öne geçmeyi hedefliyor.

Tatlıses adliyeden oynayarak çıktı

25 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Magazin, Manşet

”Anafor” operasyonu davasında yargılanan İbrahim Tatlıses, ifade verdi.

tatlikutututtt

İzmir’de, ”Ahmet Tekin Baykal’ın elebaşılığını yaptığı organize suç örgütü”ne yönelik ”Anafor” operasyonu davasında yargılanan türkücü İbrahim Tatlıses, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’na ifade verdi.

Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesine gelen Tatlıses, avukatıyla İstanbul 12. Ağır Ceze Mahkemesine çıkarak, burada Mahkeme Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu’na yaklaşık yarım saat süreyle ifade verdi. İfadesinin ardından, adliyeden türkü söyleyip, oynayarak çıkan ve basın mensuplarına bu şekilde poz veren Tatlıses, basın mensuplarının, ”Neden geldiniz?” sorusunu şöyle yanıtladı:

”Daha önce tanık olarak gittim. Savcı, herhalde ‘İbrahim Tatlıses dosyaya girerse daha ilginç olur’ dedi. İzmir’de, yani otelimizde olan bir olay… Aslında bir olay yok ama öyle gibi görünüyor. Çete yakalanınca, Kuşadası otel, motel geçiyor. İşte otelde kaldılar, ettiler. Halbuki kimse ne kaldı, ne etti… Onun için ben, mağdur olarak gittim ifade verdim.”

İzmir’deki mahkemenin istemi üzerine burada talimatla ifadesinin alındığını belirten Tatlıses, ”Alıştık artık” diye konuştu.

Tatlıses, daha sonra türküler söyleyip, etrafa el sallayarak, kendi kullandığı araçla adliyeden ayrıldı.

-İDDİANAMEDEN-

İzmir’de özel yetkili Cumhuriyet Savcılığınca yazılan ve İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, İbrahim Tatlıses’in Kuşadası’nda bulunan otelinde, 2007 yılı Kurban Bayramı’nın 3. günü, ”Sami Hoştan ve bazı iş adamları ve sanatçıların katılımıyla kumar günü düzenlendiği, kumar günüyle ilgili kendisine bilgi verilmemesine sinirlenen Baykal’ın, örgüt mensuplarıyla silahlı olarak oteli bastığı, Sami Hoştan ve Tatlıses’in ise otelden kaçtığı” iddia ediliyor.

Tatlıses’in 2008 yılının Ekim ayında İstanbul Emniyet Müdürlüğünde alınan ifadesine de yer verilen iddianamede, ”Tatlıses’in Ahmet Tekin Baykal’ı şahsen tanımadığını” ve ”Sami Hoştan’ı ise 15 yıl önceden sanatçı arkadaşlarıyla gittiği bir sünnet düğününden tanıdığını” söylediği kaydediliyor.

İddianamede, Tatlıses’in bu ifadesinde, ”2 Ocak 2007 tarihinde Kuşadası ilçesindeki otelinde bayram vesilesi ile program olduğunu, Sami Hoştan’ın otelde bulunduğunu, otelinde müşterilere açık oyun salonu bulunduğunu, bu salonun kumarhane olarak faaliyet göstermediğini, işlerinin yoğun olması nedeniyle ne kendisi ne de Sami Hoştan’ın herhangi bir oyun oynamadıklarını, Ahmet Tekin Baykal ve adamlarının kumar oynatıldığı gerekçesiyle oteline baskın yapmalarının söz konusu olmadığını, otelinde kumar oynatılmadığını ve Baykal’a para vermediğini” söylediği ifade ediliyor.

İddianamede, sanıklardan İbrahim Tatlıses’in ”suç işlemek için kurulan silahlı örgüte bilerek yardım” ve ”kumar oynatmak” suçlarından cezalandırılması talep ediliyor.

1_k2_k

DTP’liler Öcalan’ın köyüne yürüdü!

25 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Haber, Manşet

50 araçlık konvoyla hareker ettiler.

eepeepeed

‘Demokratik açılım’ın tartışıldığı bugünlerde DTP’nin Şanlıurfa Gençlik Kolları’ndan bir grup, 50 araçlık konvoy ile terörist başı Abdullah Öcalan’ın memleketi Halfeti ilçesine bağlı Ömerli köyüne kadar yürüyüş yaptı.

Terörist başı Abdullah Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan’da çıkan olaylardan dolayı yürüyüşün yarıda kesilmesinin ardından, yürüyüş ileriki bir tarihe ertelenmişti. DTP’li grup bugün Ömerli köyüne giderek Öcalan’ın doğup büyüdüğü evi ve yakınlarını ziyaret ettiler. Ziyaretçiler, köye girişinde köy halkı tarafından büyük bir coşku ile karşılandılar. Yürüyüşe aralarında Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici, DTP Şanlıurfa İl Başkanı İbrahim Ayhan, Suruç Belediye Başkanı Etem Şahin, Onbirnisan (Aligör ) Belediye Başkanı İbrahin Parıldar, Göklü Belediye Başkanı Bazo Yılmaz ve 200 kadın olmak üzere yaklaşık 500 kişi katıldı. Yürüyüş sırasında sık sık terör örgütü lehine sloganlar atıldı. Yapılan basın açıklamasının ardından grup olaysız bir şekilde dağıldı.

Bu yıl Abdullah Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan’da Ömerli’ye gitmek isteyen gruba izin vermeyen güvenlik güçleri ile göstericiler arasında çıkan çatışmada iki gösterici hayatını kaybetmişti.

Devler sahneye çıkıyor!

25 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Spor

Bir yanda kazanmadık kupa bırakmayan Barça, diğer yanda Galacticos’u yeniden kuran Real Madrid…

haber_ic_168003

Real Madrid’in Barcelona’yı devirme ve dünya futbolu üzerinde yeniden hakimiyet kurma planları, bu hafta sonu ilk düdüğün çalınacağı La Liga ile birlikte başlayacak. İki ezeli rakip arasında yaşanacak şampiyonluk mücadelesi şimdiden bütün dünya üzerinde konuşulmaya başlarken, geçen sezonu silip süpüren Barcelona’nın da Real’in atakları karşısında neler yapacağı merakla bekleniyor.

-GALACTICOS GERİ GELDİ-

Real Madrid’de Florentino Perez’in yeniden başkanlığa geçmesiyle kasadan 350 milyon doların üzerinde para çıkması, Cristiano Ronaldo, Kaka, Karim Benzema ve Xabi Alonso’nun Madrid’e transferiyle Galacticos isminin yeniden kullanılmaya başlaması Madrid taraftarlarını fazlasıyla mutlu etmiş durumda.

Real yaptığı transferlerle yaza damga vurmuş olsa da Pep Guardiola’nın çalıştırdığı Barcelona, sezona favori olarak giriyor. Takımın birlikteliği ve uyum sorunu yaşamamasının yanı sıra geçen sezon topladığı kupalarla unvanların hepsinin Barça’da olması favori olmaları için fazlasıyla yeterli. Hafızalarda uzun süre kalacağı gibi Katalan devi geçen sezon bir ilki başarmış, İspanya La Liga şampiyonluğu, Copa del Rey ve Şampiyonlar Ligi’ni bir sezonda kazanan ilk takım olmuştu.

-KİMSE BARÇA BOŞ DURDU ZANNETMESİN-

Real Madrid geride kalmaya başlayan yazda Galacticos’u yeniden hayata geçirirken Barcelona da boş durmadı ve Guradiola’nın talebiyle İtalya Serie A’nın en golcü ismi Zlatan Ibrahimovic Barça’ya katılırken takasta Samuel Eto’o Inter’e gitti. Bu transfer her ne kadar Katalan devi için bir yenilik olsa da takımın bel kemiğini oluşturan isimlerde bir değişiklik yaşanmadı: Lionel Messi, Thierry Henry, Andres Iniesta ve Xavi Hernandez Guardiola’nın sık pas yapan takımında yer alan ve yetenekleri tartışılamayacak dünyaca ünlü yıldızlar olmaya devam etti.

Arjantin Milli Takımı Teknik Direktörü Maradona’nın her fırsatta övdüğü Arjantinli yıldız Messi’nin son açıklaması kısa ve öz: “Biz, bu sezon da her şeyi kazanmak istiyoruz. Geçen sezon yaptığımız gibi katıldığımız her organizasyonu sağlam adımlar atarak kazanabilecek bir takıma sahibiz.”

-ARTIK “ÇAYLAK” DEĞİL-

Guardiola “çaylak” sezonunda yarattğı harikaların devamında Barça’da Eto’o dışında büyük değişkliklere gitmezken Real Madrid Başkanı Perez sadece dünyanın en iyi futbolcuları olarak görülen isimleri takıma katmakla kalmadı, Galacticos’u -yetenekli isimlere dayalı futbol tarzı ve yediğinden fazlasını atma mantığıyle takımı sahaya süren- Villarreal’den gelen Manuel Pellegrini’ye emanet etti.

Zinedine Zidane, David Beckham ve Luis Figo’dan oluşan orjinal Galacticos’ta olduğu gibi bu yaz kurulan Galactticos’ta da aynı soru işareti var; “Bu yıldızlar bir arada ne kadar dayanaca?”

-YENİYİZ HER ŞEYİ İSTİYORUZ-

Cristiano Ronaldo’nun da bu konuda paylaşmaktan çekinmediği fikirleri var: “Galacticos muhteşem oyunculardan kurulu bir takımdı. Ama o dönem sona erdi. Yeni bir takımız. Önümüze çıkan her maçı kazanmak isteyen bir takımız.” Ronaldo bu sözleri Bernabeu’da 80 bin taraftar önünde 135 milyon dolarlık imzasını tamamladıktan sonra dile getirmişti.

-SEVILLA VE ATLETICO HAZIRDA BEKLİYOR-

Bütün gözler Barcelona ile Real Madrid üzerinde olsa da Sevilla bu ikiliye oldukça fazla problem yaratacağına inanıyor. Luis Fabiano ve Frederic Kanoute’den oluşan hücum gücüne Alvaro Negredo’yu da ekleyen Sevilla’nın devlere oldukça ciddi bir şekilde kafa tutması bekleniyor.

“Real Madrid ve Barcelona’nın ekonomik güçleri hakkında söyleyecek fazla bir şey yok. Ama kimse bizi görmezden gelemez” diyen Atletico Madrid çalıştırıcısı Abel Resino’ya göre de Real ve Barça’nın ardından 4-6 takım var ki her şeyi başarabilir. Bu ekiplerin başını da Atletico Madrid, Sevilla, Villarreal ve Velancia çekiyor.

Film indermeden izleme imkanı

25 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Manşet, Teknoloji

Yerli ve yabancı filmleri internet üzerinden ve yüklemeye yapılmadan ‘Superplay’ ile izlenebilecek

manset_ic_167926

Superonline, yerli ve yabancı filmleri internet üzerinden ve yüklemeye gerek kalmadan izlemeye imkan tanıyan ‘Superplay’ uygulamasını başlattı.
‘Superonline ADSL’ ve ‘Superonline Fiber İnternet’ abonelerinin yararlanabileceği uygulama için film başına 2,99 lira ödenecek. Hizmeti www.superonline.com/superplay adresinde kullanıma açan Superonline, ‘Fiber İnternet’ abonelerine Türkiye’de Lig TV yayınını Lig TV dışında ilk kez canlı olarak internet üzerinden izletiyor

Yılın aşk iddiası!

25 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Magazin, Manşet

Hüsnü Şenlendirici’nin Sibel Can’la aşk yaşadığı iddiası sanat camiasında herkesin dilinde.

sibelkutut

Yaz başında çıkardığı albümünde Benim Adım Aşk diyen Sibel Can’ın aradığı aşkı bulduğu söyleniyor

Miami dönüşü evde büyük bir şokla karşılaştım” diyerek eşi Sulhi Aksüt’e boşanma davası açan Can’ın ünlü klarnetçi Hüsnü Şenlendirici’yle birlikte olduğu magazin aleminde dilden dile dolaşıyor. İklinin ilişkisinin Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda 13 Ağustos’ta verdiği konserin provaları sırasında başladığı iddia ediliyor.

KÜPELERİ DE CAN TASARIMI

Cezaevinde bulunan Deniz Seki’yle fırtınalı bir aşk yaşayan iki çocuğunun annesi Nazire Hanım’dan bir türlü boşanamayan Hüsnü Şenlendirici’nin yakınlarına çok mutlu olduğunu söylediği öğrenildi. Şenlendirici’nin konserde taktığı küpelerin tasarımını da yapan Sibel Can’ın 1 Ekim’de görülecek boşanma davasına kadar ilişkiyi gözlerden uzak yaşamak istediği söyleniyor.

3_k10_k

BAHÇELİ’DEN AĞIR ELEŞTİRİLER

25 Ağustos 2009 Yazan  
Kategori Haber, Manşet

HERKESİ TÜRK BAYRAĞI ALTINDA BULUŞMAYA ÇAĞIRIYORUM

117744dsd

MHP Geneş Başkanı Devlet Bahçeli, “Demokratik açılım süreci”ne ilişkin olarak bu kez 12 sayfalık bir yazılı açıklamada bulundu.

Bahçeli, MHP’nin internet sitesinde yer alan ”Türk Milletinin Bekasına Yönelik Tehditler Konusunda Değerlendirmeler” başlıklı açıklamasında, ”Türk milletini, kabile dürtüleriyle tahrik ederek yıkmaya çalışmanın, ‘terörü önleyemedik o halde isteklerini kabul edelim’ yaklaşımını ‘fırsat’ olarak dayatmanın hiç kimsenin haddi, hakkı ve harcı olmadığını” ifade etti.

Bahçeli’nin açıklamasında “Cumhuriyet’in varlığı bütünlüğü tehlike altında. Başbakan, İmralı canisi ile açılımda yarışıyor. Bölücülük için küresel destek aranıyor. Bu doğmadan ölen bir projedir. Karar anı gelmiştir herkes tavrını belirlesin. Herkesi Türk Bayrağı altında buluşmaya çağırıyorum” denildi.

İŞTE BAHÇELİ’NİN 12 SAYFALIK AÇIKLAMASI!

Aziz Türk Milleti,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Bugün ecdadımızın, anayurdumuz Orta Asya’dan başlayarak asırlarca süregelen yurt edinme ülküsünün tarihi bir dönüm noktası olan Malazgirt Zaferinin 938. yılını gururla kutluyoruz.

Yine bugün, Anadolumuzu işgale yeltenen düşmanın yurdumuzdan atıldığı Büyük Taarruzun başladığı günün 87. yıl dönümündeyiz.

Ne tesadüftür ki, Anadolu’yu Türklere açan ve bu toprakları vatanlaştıran savaş ile bu tarihten tam 851 yıl sonra aynı gün başlatılan ve zaferle sonuçlanan savaş ebedi yurdumuzu Cihana tescil ettiren tarihi dönüm noktalarıdır.

Bu bin yıllık süre, sahip olunan toprakların stratejik önemine uygun olarak kendi jeopolitiğini ve beşeri zenginliğini geliştirmiş, Selçukludan Osmanlıya ve oradan da Cumhuriyetimize köklü bir maddi ve manevi veraset olarak intikal etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, bu bin yıllık stratejik var olma mücadelesinin tarihi mirasını devralmış, çoğunluğu Anadolu’da, bir bölümü Trakya’da bulunan bugünkü sınırlarımızı esas alarak Türk milletine dayalı milli ve üniter bir devlet yapılanmasını vazgeçilmez öncelik kabul etmiştir.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

1923 yılında, bedeli bitmez tükenmez göçlerle, meşakkat ve kahramanlıklarla ve şehit kanlarıyla ödenerek kazanılmış Cumhuriyetimizin ve aziz milletimizin varlığı, bütünlüğü ve geleceği bugün büyük tehdit altındadır.

Bu, ecdadımız Osmanlı’yı parçalayan tarihi Şark Meselesi’nin günümüzdeki uzantısı, Lozan’da hevesleri yarım kalmış devletlerin milli varlığımızı ve var olma azmimizi kırmaya yönelik oyunun bir parçasıdır.

Türkiye’de öteden beri sinsice uygulanan küresel operasyonun son aşamalarına, işbirlikçi AKP iktidarının tam teslimiyete dayanan zihniyeti sonucu gelinmiştir.

Hükümetin taşeronluğu ile yürütülen sistematik ve yıpratıcı yıkım projesiyle;

Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel değerlerinin direnci ve dayanakları birer birer çekilmeye çalışılmakta;
Asırların kardeşlikle yoğurduğu Türk milletinin bekası kimlik, kültür ve kardeşlik istismarı ile karartılmak istenmekte;
Devleti ve milleti ayakta tutan değerler sistemi aşındırılarak, toplumun ve kurumların duyarsızlaştırılması için, milletin kendini savunma ve var olma refleksleri köreltilmeye çabalanmaktadır.
Durdurulamaması halinde, kapatılması asla mümkün olmayacak kadar ölümcül yaraların açılacağı ve geri dönüşün mümkün olamayacağı bir fetret dönemi AKP ile Türkiye’nin önüne konulmuştur.

Tekraren ifade ediyorum ki, bu gelişme Sevr’e boyun eğen, Mondros’u imzalayan son Osmanlı hükümetlerinin girdiği küresel sarmalın benzeridir.

Türkiye yaklaşık bir asır sonra, yine uluslararası iktisadi ve siyasi mahkûmiyetin neden olduğu stratejik denklemin içine hapsolmuş durumdadır.

Gelişmeler devlet, millet ve ülke birliğinin bir yol ayrımına sürüklendiğini ortaya koymaktadır.

Bu karanlık gidişe son verilemez ise,

Ülkemiz önce iki dilli ve iki milletli can çekişen tek devlete;
Sonra çok dilli ve çok ortaklı bir federal devlet yapılanmasına doğru yol alacaktır.
Sürati teslimiyetin dozuna ve hızına bağlı olarak değişecek bu aşamadan sonra ise Türkiye iki seçenek arasına sıkıştırılacaktır:
Bunlardan birincisi; ayrı ayrı kimlik oluşturmuş ve milletten ayrılmış kardeşlerin ve coğrafyaların da birbirinden uzaklaştığı parçalanma ve küçülme sürecidir.
Diğeri ise, küresel gücün öncelik vererek dayatacağı model olan Irak’ın Kuzeyi’ni içine alacak ve aşiret reislerini kucaklayacak şekilde çok devletli ve milletli konfederal Devlet yapılanmasıdır.
AKP tarafından ülkemizin sokulmaya çalışıldığı karanlık tünelin ve yıkım sürecinin başka izahı ve istikameti yoktur.

Sahibi Amerika Birleşik Devletleri olan ve Eşbaşkanlığını övünerek Başbakan Erdoğan’ın yaptığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye’ye dayattığı ve Başbakanı arkasından ittiği uçurum budur.

Bu vesile ile ispat edilmezse namussuz olmakla suçlayan Başbakan Erdoğan’a 2004 yılında bir televizyon kanalında yaptığı konuşmayı hatırlatarak teslimiyet anılarına bakmasını öneriyorum.

Başbakan Erdoğan, bu söyleşide sarfettiği ‘‘Diyarbakır… İstiyorum ki şu anda Amerika’nın da ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ var ya ‘’Genişletilmiş Ortadoğu’, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız olabilir, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım.’’ (18.02.2004 – HÜRRİYET) sözüyle yakayı ele vermiştir.

Kimin emrine girmek istediği, kime çalışmayı arzuladığı, hangi coğrafyalara yanaştığı, hangi yörelerimizi ayrıştırmak istediği gayet açıktır.

Buradan sormak lazımdır: İslam dünyasına zulüm getiren kanlı Amerikan Projesine talip olmak nasıl bir namus anlayışıdır?

Bu çürümüşlüğü yıllarca eşbaşkan ünvanını taşıdıktan sonra 13 Ocak 2009 tarihinde “doğmadan ölen bir proje” olduğunu söylemesi zelil olmuş namusunu asla geri getiremeyecek, lekelenmiş sicilini aklamaya kesinlikle yetmeyecektir.

Açılımın kimin projesi olduğuna dair bu örnek, namusu kurtarmaya yetmediyse, Kuzey Irak’a yönelik kara harekatını durdurmak için ABD Savunma Bakanı’nın Hindistan’dan yaptığı siyasi çözüm çağrısını hatırlaması belki kafi gelecektir. (28.02.2008 – RADİKAL)

Genel esaslar talimatlandırılıp dayatılmaktadır, ayrıntıları fırsat ve açılım adı altında hükümete bırakılmakta ve Başbakan tarafından tıpış tıpış yapılmaktadır.

Buna rağmen açılım adı verilen yıkımın küresel bir projenin dayatmaları olduğunun hala görülememiş olması, işbirlikçi mihrakları saymazsak aydınların ve toplumun tam bir akıl tutulmasına, vizyon körlüğüne, vicdan kararmasına maruz kaldıklarını işaret etmektedir.

Elbette ki bir coğrafyanın beşeri, ekonomik, sosyal, kültürel politiğini oluşturmak ve yükseltmek, sahip olunan stratejik imkân ve şartların yanı sıra, mevcut devlet ve yaşayan millet yapısını hesaba katan gerçekçi bir analizin sonucu olacaktır.

Bu itibarla, resmileşmiş ayrı diller üzerinden uyanmış alt kimlikleri bir arada tutacak bir milletleşme modeli ve üniter devlet yapılanmasını insanlık henüz icat edememiştir.

Bir kez bile olsa millet kimliğinden geri dönüş yapacak asırlık sosyolojik süreçleri, devlet kurumlarının tavsiye kararları, hükümetlerin siyasi yorumları ve sözde coğrafi kimlik tanımlarıyla durdurmak da henüz mümkün olmamıştır.

Bu konuda, başka yerlere bakarak şablon arayanların kendi milletimizin var oluş sürecinin tarihi şartlarını ve zeminini bir kez daha gözden geçirmeleri gerekmektedir.

Türk milleti, aynı vasıta içinde tesadüfen ve kısa süre için bir araya gelerek ineceği istasyonu gözleyen alakasız yolcular topluluğu değildir.

Bizi bir milli kültür, kimlik ve ülkü etrafında toplayan; vatan toprakları üzerinde bin yıl boyunca ilmek ilmek oluşturduğumuz, kız alıp kız vererek aileler kurduğumuz, aynı geçmişi paylaştığımız ve aynı geleceği bir arada yaşamayı arzu ettiğimiz değerler sistemidir.

Bu itibarla, sırf bir dönem hükümet olma imkânı bulabilmiş bir avuç işbirlikçinin keyfi ve tahriki ile hiçbir millet evladının araçtan zorla indirilmesine rıza göstermemiz mümkün değildir.

Bu vahim gidişatın devamı halinde, Türkiye Cumhuriyeti’ne yegane anlam kazandıran ve mevcudiyetine derinlik veren üç temel unsurdan;

Vatanını oluşturan coğrafyanın,
Beşeriyetini oluşturan milletin ve
İradesini temsil eden devletin bugünkü sınır, nüfus ve yapı ile devamı kesinlikle mümkün olmayacaktır.
Bu tespit, günlük siyasetin basit ve kısır tartışma ve beklentilerinin çok ötesinde bir hassasiyetle, varlığını ve dikkatini yalnızca Türk Milletinin bekasına adamış bir siyasal ve ideolojik hareketin tarihin ve insaniyetin içinden çıkarmış olduğu öngörüden öte kesin bir yargısıdır.

Talihsizliktir ki, milli coğrafya, milli varlık, milletin bekası için duyulan kaygılar ve oluşan tehdit 1910’lu yılların bütün kaygıları ve tehditleri ile örtüşmeye başlamıştır.

Binyıllık yurdumuz olan bu topraklardan sürülmemizi amaçlayan tarihi emellerin uygulanabilmesine müsait bir sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik ve sosyo – psikolojik zemin AKP zihniyetinin ağır tahribatı ile yeterince olgunlaşmıştır.

Dün 1915 Çanakkale’sinde başlayarak, Türkiye Cumhuriyeti ile taçlanan süreçte niyetleri yarım kalmış emperyalizmin iştahından hiç bir şey kaybetmemiş olduğu anlaşılmaktadır.

Doksan yıl önce ceddimizin silah gücüyle bozduğu aynı oyunu sahnelemek için sabırla beklenilen yeni bir Damat Ferit hükümeti bulunmuş olunması Türk millet için tam bir utanç vesilesidir.

Bu yüzden bugün Türkiye ile görülecek hesabı olan ve kendince alacağını tahsil etmek isteyen her ülke ve her zihniyet iktidar vasıtası ile milletimize bedel ödetmek için sıraya girmiştir.

AKP hükümetinin duyarsızlığını ve teslimiyetini fırsat bilenler Kıbrıs’tan, Ermeni meselesine, Ruhban Okulundan, sözde ekümenik iddiasına, Iraklı aşiret reisleri ile ilişkilere kadar her alanda dayatma listelerini sıralamaya başlamışlardır.

Cumhuriyetimizin temeli olan, milli devlet ve üniter yapının tasfiyesi,

Milletimizin kimliksizleştirilmesi,

Yapay azınlıklar oluşturulması,

Alt kimliklerin sivriltilmesi ve

Bin yılda oluşan kardeşlik hukukunun zedelenmesine doğru ilerleyen bu çok vahim süreç beka düzeyinde tehditleri barındırmaktadır.

Geçtiğimiz yıllar içinde iktidar tarafından oluşturulmaya çalışılan tepkisizlik, karmaşa, tartışma, çatışma, yoksulluk ve kutuplaşma ortamı bu durumu fırsat gören mihrakların cüretlerini artırmıştır.

Avrupa sevdalıları, işbirlikçi aydınlar, yandaş medya mensupları, teslimiyetçi siyasetçiler, küresel projelerin yerli lobileri, yabancı destekçiler yıkım projesinde birleşmiş, Türkiye’nin geleceğini, kimliğini, birliğini ve bütünlüğünü tahrip noktasında tam bir ittifak oluşturmuştur.

Dışarıdan kurgulanan bu ihanet ittifakının omurgasını oluşturan AKP hükümeti; milletin çözülmesi için ellerindeki hükümet imkânlarını, parasal kaynakları, uluslararası işbirliği mekanizmalarını, işbirlikçi medya vasıtalarını ve sürece tam teslim olmuş çıkarcı elitleri yıkım projesine seferber etmiştir.

Bu yolla milletimizin maddi ve manevi bütün direniş, güvenlik ve dayanma mekanizmaları ile hukuki, kültürel ve sosyolojik korunma duvarları ve tarihsel kültür ve kimlik kodları yıkılmak istenmektedir.

PKK’nın yıllarca dağda savunduğu bütün ihanet fikirleri şimdi iktidar zihniyeti tarafından sözde barış ve demokrasi süreci olarak “Kürt açılımı” tanımıyla savunulmaya başlanmıştır.

Yüce dinimizin mesajlarını insanlığın huzur ve gelişmesini ideolojik zemin olarak kabul etmiş bir zihniyetin sözde temsilcisi olarak hükümet olanlar, İslamcılık kisvesiyle ırkçılık yapanların kuşatması altına girmiştir.

Bölücü emel, tahrik ve hayallerin demokratikleşme kriteri olarak sunulduğu bu süreç içinde, milli hassasiyetlere sahip çıkmayı, milli birliğimizi, kardeşliğimizi savunmayı ayıplanacak, çağdışı ve ilkel bir tepki olarak mahkûm etme gayretleri artmıştır.

Bu vahim sürecin sonuç alması halinde; ortada ne üniter devlet, ne milli devlet, ne Türk milleti kavramı ve birliği kalacak, 86 yıl önce Cumhuriyetle şekillenen temel yapılanma ve kurucu değerler sistemi bütünüyle ortadan kalkacaktır.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Milliyetçi Hareket, Türkiye’nin giderek ağırlaşan bu ortamda üzerine düşen milli sorumluluğun gereği olarak iç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhunun yara aldığı, tuzaklarla dolu çok sancılı bir döneme doğru girilmekte olduğunun uyarısını baştan beri yapmıştır.

Partimiz, bütün bu gelişmeleri büyük bir öngörü ile yıllardan beri vurgulamış, gelinen aşamayı ve gidilecek istikametin ikazını açık ve yüksek sesle sürekli haykırmıştır.

Bu konudaki uyarılarımızı ve kapsamlı analizlerimizi geride kalan yıllardaki açıklamalarımızın tamamında bulmanız mümkündür.

Ancak, özellikle,

15 Haziran 2004 tarihili büyük Türk milletine hitaben yaptığımız “Tarihi Görev Çağrısı”,
2 Ekim 2005 tarihli “Başkent Ankara Mitingi”,
9 Aralık 2007 tarihli İzmir “Türkiye Tek Yürek Mitingi”,
16 Aralık 2008 tarihli TBMM Genel Kurulunda 2009 Yılı Bütçe Kanun Tasarısı hakkındaki konuşma,
19 Mayıs 2009 tarihli gelişen siyasi gündeme ilişkin Türk Milletine yaptığımız açıklamadaki yorumlarımız, bu konudaki öngörülerimizin ne kadar haklı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi bugünkü süreci baştan beri görmüş, okumuş, uyarmış ve uyarılarında bütünüyle haklı çıkmıştır.

Bu açıdan, varılan netice bizim için beklenen bir son olmuştur.

Başta Başbakan olmak üzere hükümet üyelerinin, AKP yöneticilerinin öfkesi bu yüzdendir.

Çözüm ve fırsat denilen yıkım projesinin arkasına saklanılan “sözde barış ve kanın durdurulması” makyajı İmralı Canisi tarafından alkışlanarak dökülmüş ve PKK ile AKP işbirliği saklanamayacak şekilde ortaya çıkmıştır.

İktidara geldikleri günden itibaren hiçbir ahlâki sınır tanımaksızın milli ve manevi her değerimizin istismarı üzerine kurdukları hayasız teslimiyet siyaseti sonunda, AKP ve PKK aziz milletimizi tuzağa düşürmek için hazırladıkları kapana kendileri kısılmışlardır.

Başbakanın partimize yönelik öfkeli ve hırçın davranışlarının nedeni yıllardır yabancı mihraklarla kucaklaşarak milletimize sinsice hazırladığı oyunun bozulmuş olmasıdır.

Temsil ettikleri ideolojik körlüğün tipik bir devamı olarak, Türkiye Cumhuriyetinin varlığını kendi mevcudiyetleri için tehdit olarak gören ve intikam almaya çabalayan bu çarpık zihniyet şimdi milletin iradesine çarpmış ve paniklemiştir.

Ne var ki, bizim tamamen millet ve devlet bekasının kaygısıyla geçmişte yaptığımız çağrı ve uyarılar bugün tehdit kapıya dayanıncaya kadar yeterince karşılık bulmamıştır.

Gündelik geçim kaygıları ile meşgul olarak günübirlik dertlerin peşine sürüklenmiş kamuoyu ve pusulasını kaybetmiş kurumlar konulara duyarsız kalmış; gözü dönmüş Erivan, Erbil, Atina, Brüksel ve Washington Lobileri ise meydanı boş bulmuştur.

Bugün artık iyice netleşmiştir ki Türkiye, AKP iktidarı ile yabancı güçlerin elinde “kontrol edilebilir istikrarsızlık” pozisyonunda ve denge noktasında tutularak muhafaza edilmek istenmektedir.

Dozu hassas müdahalelerle ayarlanan örtülü destek ve açık sömürü döngüsü ile küresel güçler, ülkemizi diledikleri tavizleri alabilecekleri kıvamda tutmaktadırlar.

Ve bu küresel senaryonun baş aktörü ise AKP zihniyeti ve Başbakan Erdoğan’dır.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Kurulduğu günden bu yana, milli varlığı ve milli devleti benimsemekte tereddüt içinde olan bazı mihraklar, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı zaman zaman sonuçsuz kalan silahlı kalkışma cüretini göstermişlerdir.

Vatan bütünlüğüne yönelik her isyan, milletimizin kahredici çoğunluğu tarafından lanetlenmiş, failleri başta olmak üzere, hadiselere karışanlar hak ettikleri cevabı tarih boyunca almışlardır.

Küresel dengelerin değişmeye başladığı 1980 ile 2000 yılları arasında da milli birlik ve beraberliğimize yönelik bölücü tehdit, silahlı veya silahsız olarak yurdumuzda artış göstermiş ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir insan, para, malzeme ve moral kaybına yol açmıştır.

Vatanın ve milletin esenliği açısından bir zorunluluk olan terörle mücadele süresince, ülkemiz kıt kaynaklarını ve dikkatini bu işe harcamak zorunda kalmış adeta küresel güçlerin ülkemizi dar boğaza düşürmek için kullandıkları bir stratejik oyalama aracı olmuştur.

Bu süreç bölgesel güç adayı olan ülkemizin kendi kaynaklarına dayanarak yükselme imkânını ortadan kaldırmış, toplumsal doku ve milli-üniter devlet yapımıza ağır hasarlar vermiştir.

20 yıla yakın bir sürede kahramanca verilen terörle mücadele sonucunda 2000 yılına girdiğimizde bölücülük ve bölücü terör, durdurulmuş, terör örgütünün azalan mevcudiyeti sınır ötesine kaçmış, elebaşının yakalanması ile de milletimiz kısmen rahat bir nefes almıştır.

Ve bu tarihlerde terör nispi bir durgunluğa ve terörle mücadele ise başarıya ulaşınca, dağılan sislerin ardından;

Ortada takatsiz bir ülke,
Yabancı desteği ile ayakta kalabilen bir ekonomi,
Yaralarını sarmak isteyen bir millet,
Geride kahramanlıklarla dolu bir terörle mücadele destanı,
Milli güvenlik ve güç stratejilerini paylaşmak zorunda kalan bir devlet ve
Özellikle sözde aydınların zaaflarının belirgin hale geldiği bir sosyo-politik, sosyo ekonomik ve sosyo-kültürel zemin ortaya çıkmıştır.
Bu itibarla, böylesi bir yıkımı daha önce yaşayan bir devletin yeniden karşısına çıkan benzer bir tehdidi durdurmak istemesi her devlet gibi Türkiye Cumhuriyeti için de elbette ve mutlaka gerekli ve zorunludur.

Ne var ki, Küresel aktörler tarafından 2002 yılından sonra PKK terör örgütünün Irak’ta Kandil Dağında ısrarla rezerve edilmesi ve Türkiye’nin de bu terör yuvalarından uzak tutulmak istenmesinin gerçek nedenleri artık ortaya çıkmıştır.

Aradan geçen yedi yıl içinde hükümeti Kandil’e müdahaleden men eden ABD yönetimi, Başbakan’ın iftiharla Eşbaşkanlığını yaptığı ve İslam dünyasına kan ve gözyaşından başka bir sonuç getirmeyen Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağını PKK ve AKP ortaklığı ile gerçekleştirmek istediği belirgin hale gelmiştir.

Bu itibarla, bu gün gelinen vahim noktanın yol haritasını Osmanlıdan bu yana ihanet için fırsat kollayan zihniyetlerin danışman ve yönetici sıfatı ile çepeçevre kuşattığı istismarcı kadroların gaflet ile ihanet arasındaki yolculuklarında aramak lazımdır.

Geçtiğimiz yedi yıl boyunca tükenmeye yüz tutmuş terör örgütünün siyasal uzantıları hükümetten cesaret bulmuş, milli birlik ve beraberliğimiz ve bin yıllık kardeşliğimiz AKP tarafından temelinden tartışılır hale getirilmiştir.

Kamuoyunun ve bazı milli kurumların seyirci kaldığı bu süreçteki gelişmeler, meseleleri Türkçe okuyan ve Türkiye perspektifinden bakabilenler için karşılaşacağımız felaketin adım adım habercisi olmuştur.

Hükümetin PKK taleplerinin bile ötesinde sözde açılıma niyetlendiği Başbakan Erdoğan ile İmralı Canisi’nin açılımda başa baş yarıştığı süreçte yıkımın projesinin ana başlıkları;

Milli kimliğin tartışmaya açılması ve bu kimliği oluşturan maddi ve manevi alt yapının adım adım tahrip edilmesi,
Milli kimliğe şekil ve anlam veren tarihi, sosyal ve kültürel kaynaklarımızı silikleştirme, değersiz hale getirme niyetleri ve icraatları,
Hükümetin terörle demokrasi arasında kurmaya çalıştığı yanlış ilişkiler ağı ile bu konularda özellikle Avrupa Birliği sürecinin dayatmaları,
İktidarın teröre sempatik yaklaşımı ve zaten isteksiz oldukları terörle mücadeledeki zaaf ve çaresizliği,
Sorunu milli imkânları ve gücü kullanarak çözmek yerine Irak’ı işgal etmiş Küresel Gücün inisiyatifine havale etmiş olması,
Toplumu tepkisizliğe, duyarsızlığa, ayrışmaya, tavizlere ve travmaya hazırlayan işbirlikçi lobi faaliyetlerinin çalışmaları olmuştur.
Bu nedenle, İmralı Canisi’nin söz sahibi olarak Başbakanla pazarlıklar başlattığı bölünme ve yıkım projesine kadar nasıl gelindiğinin bilinmesinde ve hafızaların tazelenmesinde yarar görüyorum.

AKP zihniyetinin iktidar olduğunda ilk yaptığı icraat, sözde insan hakları, özgürlükler ve demokrasinin geliştirilmesi adı altında, terör propagandasının ve teröre yardım ve yataklık etmenin suç olmaktan çıkartılması olmuştur.

Bu yolla, terörle mücadeleyi sekteye uğratacak şekilde yapılan tehlikeli düzenlemeler AKP tarafından fütursuzca yasalaştırılmıştır. Bu süreçte İmralı Canisi’nin ölüm cezasının müebbet hapse çevrilmesine ilişkin yasa da 03.08.2002 tarihinde AKP tarafından çıkartılmıştır.

Ardından, 40 binden fazla insanımızın kaybedilmesine yol açan bölücü terör örgütü mensuplarından mahkûm olup cezaevlerinde yatanlar, AKP tarafından “Topluma Kazandırma” adı ile icad edilen örtülü bir afla yeniden dağlara dönmek üzere salıverilmişlerdir.

AKP bu icraatlarla da yetinmemiş, kanlı terör örgütünün öncelikli talepleri ile emel birliği yaparak devlet öncülüğünde ve TRT’yi kullanarak yerel dilde yayın yapılması için bütün imkânları sunmuştur.

Milli hassasiyetleri yozlaştırma konusunda AB süreci ile üzerine düşen görevi de başarı ile icra eden AKP hükümeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini, Türk milli hukuk sisteminin üzerinde Yüksek Temyiz Mahkemesi haline getirmiş ve Türk mahkemelerinin kesinleşmiş hükümlerini geçersiz sayılmasının önünü açmıştır.

AKP’nin açtığı kapıdan giren ve kendilerine “barış elçisi” adını veren çevreler ise “Sayın” diyerek saygıda kusur etmedikleri İmralı Cani’sinden, hücresinden idare ettiği örgütünün sözde ateşkes süresini 6 ay daha uzatması için ricacı olma küstahlığını gösterebilmişlerdir.

Avrupa’nın baskısı ile teslim olmak için zaten tetikte bekleyen AKP zihniyeti, bölücülükten hükümlü eski milletvekillerinin salıverilmesinin önünü açmış, tahliyelerini müteakip konutlarında ağırlayarak gönüllerini almıştır.

Bu vahim gelişmeye neden olan hukuki kararların Türkiye’yi içeride ve dışarıda rahatlattığını söyleyen dönemin Adalet Bakanı, tıkanan konularda gösterdiği hile ve hülle sanatını burada da icra ederek sabırsız davranan bölücülere adeta itidal tavsiye etmiş ve demokratik sabırla her şeyin aşılacağının teminatını vermiştir.

AKP’nin kutsal bir kavram gibi tapındığı Avrupa Birliği, vatandaşlarımızın bir bölümünü milli ve etnik azınlık olarak görmüş, kültürel hakların da ötesinde, sözde bu etnik farklılığa siyasi statü kazandırılmasını ve bunun Anayasamızda açıkça tanınmasını teklif etmiştir.

Hükümetin gafletiyle cesaretlerini artıran bölücü mihraklar ve uzantıları, demokrasinin nimeti ile ellerine geçirdikleri yerel kamu imkânları ve vasıtalarını teröristlerin hizmetine tahsis etmişlerdir. Devletimizin güçleri ile kanlı terör örgütü aynı kefeye konulmuş, güvenlik kuvvetlerinin moral gücü çökertilmeye çalışılmıştır.

AKP’nin özel itibar ve sağlığı konusunda da özen gösterdiği İmralı’daki caniden talimat alan terör destekçisi mihraklar, Demokratik Cumhuriyet zırvası ile bölücü emellerine Anayasal statü kazandırma çalışmasını da başlatmışlardır.

Kamuoyunun yoğun baskıları karşısında tedbir almaya mecbur kalıncaya kadar AKP hükümetinin aczinden cesaret alan terörist başı, avukatlarıyla ayrıcalıklı bir statüde görüştürülmüş, o da, örgütünü ve uzantısını sözde siyasi odakları kuryeler ile yönetmiştir.

Kendisine, İmralı canisi’nin nasıl bu kadar rahat davrandığını soran Talabani’ye “demokrasi bu” diyen Başbakan, terör örgütü ve bölücülükle ilgili düşüncelerini de demokrasi içinde gördüğünü daha o zamandan ortaya koymuştur.

Hükümetin görevi bu kadarla da bitmemiş, AKP’nin öncülüğünde, etnik ayrımcılığa sürükleyecek ve Türk milletini bölerek ayrı bir millet oluşturacak dayatmalarla karşı karşıya kalınmıştır. Bu çerçevede, “Türk milleti” kavramı bizzat Başbakan tarafından kendi topraklarında marjinal bir etnik kalıntı ve sığıntı olarak tanımlanmıştır.

Başbakan, mensubu olmaktan kaçındığı Türk milletinden duyduğu rahatsızlıkla, millet mefhumunu kısır bir ırk ve kavim körlüğü ile değerlendirmeye başlamış, milliyetçiliği bir ırkçı söylem ile tanımlama çabasına girmiştir.

Başbakan’ın defalarca tekrarladığı gibi 36 etnik grup iddiaları, zenci-beyaz çağrışımları, “Türkiyelilik” sloganları, alt –üst kimlik hezeyanları bölücülüğün ülkemizde doksan yılda aldığı mesafeden daha fazla tahribatın yolunu açmıştır.

Bölücü örgütün terörle yapmaya çalıştığı milli kimliğimizin kırılmasına yönelik çalışmalarını, bu ülkenin başbakanı silahsız olarak gerçekleştirmeyi başarmış ve bin yıldır bu ülkede yaşayan Türk Milletini, bölünmeye, Türk milletinin içinden yeni milletler çıkarmaya götüren çok tehlikeli ve vahim bir süreci hükümetinin ilk yılında başlatmıştır.

Başbakanın ve hükümetinin tanıdığı sözde özgürlük ortamında teröristlerin cenazeleri gövde gösterilerine dönüştürülmüş, ihanet sembolleri açıkça kullanılarak aziz milletimiz ve milli değerlerimiz aşağılanmıştır.

Ve nihayet, atılan nifak tohumları meyvesini vermiş, AKP’nin duyarsızlığından cesaret alan ihanet şebekeleri şanlı bayrağımıza da el uzatmak küstahlığını göstermişlerdir. Hükümetin düşürdüğü yerden, bayrağa sahip çıkarak yükseltmeye çalışan milyonlarca millet evladı ise Başbakan tarafından “şoven” olmakla suçlanmıştır.

AKP zihniyetinin AB sürecine uyum sağlamak adına imzaladığı anlaşmalar sonucunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından İmralı Canisi’nin yeniden yargılanması kararı alınmıştır. Adım adım olgunlaştırılan siyasi şartlar ve hukuki zemin, karşımıza yeniden yargılanma süreci olarak çıkmıştır.

AKP döneminde, teröre karşı mücadele için gerekli bütün birimler atıl hale getirilmiş, devletin güvenlik güçleri zaafa düşürülmüştür. Güvenlikten sorumlu yetkililerin defalarca dile getirmelerine rağmen onların terörle ve suçla mücadele imkânlarını kısıtlayan hükümet, buna karşılık çıkardığı yasal düzenlemelerle bölücülüğün ve terörün serbestçe icrası için hukuki alt yapıyı maharetle hazırlamıştır.

Tek dayanağı olan Avrupa Birliğine girebilme uğruna suç ve terör odaklarının hareket imkânlarını genişleten yasalar çıkaran AKP hükümeti, bu konuda Adalet Bakanının “Böyle bir yasaya gerek yok” mesajı ile güvenlik güçlerinin ve adli makamların elini kolunu bağlayan Terörle Mücadele Yasasının değiştirilmesi için adım atmaktan kaçabildiği kadar kaçınmıştır.

Toplumu adım adım duyarsızlığa iterek istediği kıvama getirdiğini düşünen Sayın Başbakan, Diyarbakır’da yaptığı sözde demokratik açılımla, bölücü teröre meşruiyet kazandıracak bir süreci de başlatmıştır. Başbakan sözde aydınların rehberliğinde bölücülük tarihine imzasını atmış; yaşanan etnik tahrikleri ve kanlı terörü bir “Kürt sorunu” olarak gördüğünü itiraf ve kabul etmiştir.

Başbakan bu beyanı ile bölücü terör sorununu, etnik bir kimlik sorunu olarak tanımlamış ve böylece ayrılıkçı terörün siyasi hedeflerini adeta haklı ve meşru gösteren bir gaflet ve sorumsuzluk sergilemiştir. Bu aşamadan sonra cesaretleri iyice artan mihrakları durdurmak güçleşmiştir.

Terörle mücadelede binlerce şehitle geçen yılların ve hatıralarının üzerine bizzat Başbakan tarafından çizgi çekilmiş, “geçmişte yapılan hataları yok saymak yanlış” denilerek sözde doğruları yapmak üzere teröristlerin beklentileri tırmandırılmış, şer sözcülerinin “AB’ye giden yola mayınlar döşenmesin” talimatları pişkinlikle dinlenmiştir.

AKP’den gördükleri imtiyaz ve izin ile etnik bölücülük yapan ve terörü desteklediğini saklamayan sözde yasal siyasi oluşumlar, belediyeler ve malum sivil toplum örgütleri bu amaçla geniş bir şer cephesi oluşturmuştur.

Bu, açıkça gerçekleşen kuşatma karşısında ise AKP hükümeti tam bir teslimiyetçilik sergilemiş, ihanet heveslerini artıracak bütün adımları zaman içinde ve sırası geldiğinde bir bir atmıştır

Bizzat Başbakanın ağzından büyük Türk milletini azınlık seviyesine indirgeyen hezeyanlar duyulmuş, Türkiyelilik adı ile öne sürülen zırvalar İmralı Canisi tarafından memnuniyetle karşılanarak alkışlanmıştır.

Hükümetin açtığı bu kapıdan terör örgütüne desteklerini fütursuzca sergileyen bazı Belediye Başkanları, ihanet kusan bir TV yayını için yabancı bir ülkenin Başbakanı’na mektup yazma cüretini gösterebilmişlerdir. Dönemin Dışişleri Bakanının bu çok vahim olayı, üzerinde fazla durulmasına gerek olmayan bir “sorumsuzluk” olarak tanımlaması yazılan mektuptan çok daha vahim bir gelişme olmuştur.

AKP’nin aymazlığını fırsat bilen bölücülüğe müzahir çevreler, yurt dışında “bölgesel lider” statüsü ile kabul görmeye başlamışlardır. Türkiye’nin bir belediye başkanına karşı ABD ve Avrupa makamlarının gösterdiği özel ilgi ve muhabbetin bir eyalet valiliği sürecinin başlatılması olabileceği hükümetin umurunda bile olmamıştır.

Tüm bu teslimiyetçi tavrın doğal sonucu olan çok vahim bir gelişme de bu dönemde yaşanmıştır. AKP zihniyetinden aldığı cesaretle terörist, dağdaki ininden hükümete müzakere çağrısı da yapabilmiştir.

Ankara’ya kimin direktifi ile çağrıldığı bilinmeyen Hamas liderinin ilginç ziyaretinin ardından, Kandil’den gelen adrese teslim ve iadeli taahhütlü mesajda dağdaki terörist başı “bizimle de görüşecekler” diyerek hükümete bugünkü süreci hatırlatmıştır.

Bütün bu vahim gelişmeler olurken, AKP hükümetinin sorumluluğunda “Terörle Mücadele Yüksek Kurulu” adı altında her büyük terör eyleminde, şehitlerin milletimizde uyandırdığı öfkeyi dindirmek için zaman zaman yapılan toplantılar ise hükümetin kamuoyuna bir şeyler yapıldığına dair oyalama taktiğinden öteye geçememiştir.

Şemdinli’de meydana gelen ve terör örgütü ile yandaşlarının devlete meydan okuması için başlangıç kabul edilen olayın ardından Başbakanın, “ucu nereye dayanırsa dayansın” sözlerinden iz süren kılavuzları, Kandil’deki teröriste değil, ancak eli kolu yasalarla bağlanmış güvenlik kuvvetlerimize ulaşma cüretini göstermişlerdir.

Siyasallaşma adına mesafe alan bölücülük artık üniversitelerin salonlarında da tartışılarak yine bu dönemde desteklenmeye başlanmış, “Zana gibiler çağrılmadı” denilerek sözde aklanmaya çalışılan konferanslar gelecek yıllarda karşımıza çıkacak daha vahim gelişmelerin ve bölünme taleplerinin işareti olmuştur.

AKP gözetiminde yapılan bu toplantılarda “ateşle sorun çözülmez” “silahlar bırakılsın”” barış gelsin” denilerek teröristle mücadelede tek çaremiz olan Türk Ordusunun silah bırakması teklifine kadar varan küstahlıklar sergilenmiş, fırsat denilen bügünkü rezalete teşrifatçılık yapılmıştır.

Sözde bölünme sorunlarının çözümü için “yol haritalarının” önerildiği, uzlaşma adı altında “genel affın” dile getirildiği toplantılarda hükümet gelişmeleri demokrasi ve özgürlük adına seyretmekle yetinmiş, bugün karşımıza çözüm ve çare olarak çıkan ilkesiz siyasetinin yığınağını güçlendirmekle meşgul olmuştur.

Her nevruz ve devamındaki günlerde yaşanan vahim ayaklanma provalarında Türk polisinin “tahriklere kapılmadı” denilerek taşlanmasına göz yumulmuş, yöre Belediye Başkanlarının “polisi karakola çekilmeye davet eden” talimatları, AKP zihniyetinin çaresizliği ile maalesef sineye çekilmiştir.

Türkiye’nin bu bölgesinde sokakların inisiyatifini ele geçiren hainler karşısında Türk polisi çaresiz ve aciz duruma düşürülmüş, bu vahim durum demokratik müdahale, çağdaş kolluk gibi hezeyanlarla hükümet ve yandaşları tarafından alkışlanmıştır.

Hükümet, güvenlik güçlerinin “Güneydoğu’daki terör eylemlerini önlemek amacıyla Başbakanlığa bağlı bir birim kurulması” için yaptığı öneriyi “gereksiz” bulurken terörle mücadeleyi değil teröre fırsat tanımayı tercih etmiştir.

Özgürlük ile güvenlik arasında denge kurma bahanesine sığınarak acaba bu arada PKK insafa gelir de silah bırakır mı diye güvenlik güçlerinin talep ettikleri yasaları mümkün olduğunca oyalayan AKP zihniyeti, yanlış teşhislerinin kurbanı olarak sonunda inisiyatifi PKK’ya ve Iraklı aşiret reislerine teslim etmiştir.

Daha o dönemde zaman zaman kitlesel sokak eylemlerine kadar varan ihanet provalarını kamuoyundan kaçıramayan Başbakan’ın “Enstrümanları alınınca olay çıkardılar” sözü hükümet üyesinin “Başbakan’ın uzattığı eli ısırdılar” ifadesi bu zihniyetin PKK ile pazarlıklar yaptığının itirafı olmuştur.

Kamuoyunu ikna edebildiği takdirde bir İmralı Canisi ve PKK affına dünden razı olan hükümet ve AKP’nin foyası .”Yeni Terörle Mücadele Yasasına sıkıştırılmaya çalışılan “Bölücübaşına af” teklifi ile ortaya çıkmıştır.

Şehit cenazelerinin artması üzerine sınır ötesi operasyon yapılacağını ve Bakanlar Kurulu’nun çok şeye gebe olduğunu ifade eden Başbakanın sahte hamaset sözleri boşa çıkmış, bu aldatmaya PKK bile kanmamıştır.

Aymazlık, Milli Savunmadan sorumlu bakanın beyanlarına da yansımıştır. Bakan, binlerce vatandaşımızın kaybına neden olan ve yirmi yıldır süren terör eylemlerini “PKK bir asayiş olayıdır.” sözleri ile küçümseme yolunu tercih etmiştir.

Hiçbir tedbir almadan PKK’nın insafına terk edilen bölücülük ve terör eylemleri nedeniyle kahraman gazilerimizin ve şehit vatan evlatlarımızın sayıları artınca, aziz milletimiz, karanlık propagandaya rağmen AKP’ye tepkilerini göstermeye başlamışlardır.

Bu gelişmeler doğrultusunda, Sayın Başbakan tarihi bir gaflet göstererek kutsal askerlik hizmeti için “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” sözleri ile terörle mücadele azminin kırılması için bir beşinci kol faaliyeti görevini bizzat üstlenmiştir.

Bu arada artan terör olaylarına karşı operasyon yapılmasına yönelik kamuoyu baskısı her seferinde oyalanmış, Kandil Dağı ve çevresini ise bir ihanet merkezi olarak kullanmaya başlamış olan teröristlere karşı ABD engeli aşılamamıştır.

Terörle mücadele gibi halkımızın çok acil güvenlik ihtiyacını umursamayan ABD yönetimi, AKP’nin bu zaafını bir diplomatik kapan olarak kullanmış, AKP’nin vermeye hazır olduğu her türlü tavize rağmen operasyon iznini vermemiştir.

ABD, Irak’a müdahale ederken sanki Iraklılara danışmış, ya da El Kaide ile mücadeleyi koordinatörle yapmış gibi PKK’ya müdahale söz konusu olduğunda sorunu yokuşa sürmeyi tercih etmiş ve koordinatör mekanizması ile ülkemizi oyalamıştır.

AKP’nin bu zihniyetinden cüret kazanan Irak’lı aşiret reisleri Türkiye üzerinde sürdürdükleri santaj ve tehdidin boyutlarını giderek artırmış, terör törenlerine mesajlar göndermiş, Türkiye içinde siyasallaşma çalışmalarını başlatmışlardır.

Söz konusu şahıslar maaşa bağladıkları teröristlere açıkça kucak açarak Türkiye’ye genel af çağrısı yapma küstahlığını göstermiş kendi kırmızı çizgilerini AKP hükümetine dayatmışlardır.

Artan saldırılar sonrasında taşan sabırları ve yoğunlaşan toplum baskısını öteleyebilmek için ABD makamlarının önerdiği koordinatör mekanizması ile oyalanarak terörizmin karşısında aracılarla pazarlığa girilmiştir.

Türkiye bu sözde mekanizmayla yeni bir oyunun ve oyalanmanın içine itilmiş, yılanın başını büyümeden ezmek yerine tamamen zaman kazanmaya yönelik bir senaryonun figüranı olmayı sürdürmüş, kendi tabirleri ile “deliğe süpürülmeden” ömrünü uzatabilmenin telaşını yaşamıştır.

“Sorunların çözümü demokraside” denilerek sözde demokratik açılımlar adı altında bölücü taleplere cesaret verilmiş, terörün azaltılması halinde yeni haklar elde edeceklerine dair ihanet odaklarında umut uyandırılmıştır.

Bütün bu gelişmeler olurken Türk siyasi tarihinde bir ilk de yaşanmış, bu ülkenin bir Başbakanı’nın 30 bin kişinin katili olan caniye PKK’lı teröristlerin ağzı ile hitap ettiği, İmralı Canisi’ni “Sayın” diyerek kutsadığı ortaya çıkmıştır.

Rezalet bununla da bitmemiş, vatanımızın birliği uğruna şehit düşen aziz Mehmetçiklerimiz Başbakan tarafından “kellle” denilerek hakarete maruz kalmıştır.

Ne zaman bir terör eylemi olsa bunun hükümetin başarılı icraatlarını gölgelemek, Avrupa sürecini baltalamak, artan zenginliği ve refahı önlemek için yapıldığına dair kendilerinin bile inanmadığı bahaneler ve komplolar uydurulmuş ve bunlarla avunularak toplum oyalanmaya çalışılmıştır.

ABD makamları ile her görüşme ortamında gündem maddesi PKK ile mücadele olmuş, örgütün nasıl tasviye edileceği konusunda bitmek tükenmek bilmeyen görüşme trafiğine rağmen ne gariptir ki yedi yıldır bir türlü karara varılamamıştır.

Küresel gücün dayatmaları sonucu Talabani ile görüşmeye itilen Türkiye, her müzakereden sonra PKK’nın Kandilden çıkarılacağına dair söz ve taahhütlerle avunmuş ve bu yalanlara her defasında bile bile göz yummuştur.

Bu konuda ABD makamlarını ikna edemeyeceğini anlayan Başbakan kurnazca bir manevra yapmaya yeltenmiş “içteki 5000 bitti mi ki dışarıdaki 500 ile mücadele edelim” diyerek ürkeklik ve çaresizliğine kimsenin inanmadığı bahaneler aramıştır.

Bu arada artan bölücülük her geçen gün kendi tabiri ile mevzi kazanarak elindeki belediyeleri örgütün hizmetine sokmuş, dağdaki teröristin muhalif hareket olduğuna dair alçakça yorumlar hükümetin bakışları ve adalet sisteminin huzurunda açıkça söylenebilmiştir.

Başbakan Erdoğan’ın terörle mücadeledeki vizyon ve niyet eksikliğini kullanan terör örgütünün eylemleri tırmanınca, bir yandan “silahı bırakır gelir masada konuşursun” çağrısı ile teröriste el uzatılmış, ardından gelen tepkiler üzerine “canilerle konuşmam” denilerek çark edilmiştir.

AKP tarafından, yıllardır bir taraftan sözde başarılı diplomatik ilişkiler kurulduğu, ülkemizin itibarının arttığı söylenmiş, öte yandan defalarca ABD ve Irak makamlarına verdiğimiz 150 kişilik terörist listesinden, Avrupadaki çok sayıda örgüt mensuplarından hemen hiç kimse teslim edilememiş, finans kaynakları ortaya çıkarılamamış, yayınlar durdurulamamıştır.

Ne zaman ki vatan evlatlarının acı kayıpları artarak aziz millet vicdanında öfkeye dönüşse Başbakan tavır ve üslup değiştirmiş, “yarının çok şeye gebe olduğu” “sabırın taştığı” ”sözün bittiği’ “seçeneklerin tükendiği” gibi kuru tehditlerle kamuoyu bizzat Başbakan’ın ağzından hamaset istismarına maruz kalmıştır.

Terör örgütünü Kandil Dağı bölgesinde besleyen ve yöneten Talabani ve Barzani ile sürekli ve tek taraflı ilişkilerle şirin gözükülmeye çalışılmış, hatta Talabani’nin ülkemizdeki “muhalif gurupları destekleriz” şeklindeki saldırısı Başbakan tarafından “sürç-i lisan etmiştir” denilerek tevil yoluna gidilmiştir.

Irak’tan kaynaklanan terör saldırılarının bir türlü sona ermemesi ve AKP hükümetinin Iraklı aşiret reislerine dönük hiçbir caydırıcı tedbir almaması üzerine, Türkiye’deki bölücü mihraklar tam bir cüret kazanmış ve “artık yeter denirse iç savaş olur” tehditleri altında “güneyli güçlerle işbirliği yapılacağı” açıkça ilan edilmiştir.

PKK terörünün bitirilmesi için ABD makamları ile yapılan her görüşmede “kararlılık” mesajları ve “ortak düşman” tanımları ile avunulmuş, ABD’nin PKK’yı terör örgütü olarak görmesi bir lütufmuş gibi algılanarak hükümet tarafından minnetle karşılanmıştır.

Bir taraftan “terör örgütü demeyeni muhatap almayız” diyerek kararlılık gösterisi yapan Başbakan Erdoğan, diğer yandan hala PKK’ya terörist diyemeyen Barzani, Talabani ile görüşmeleri sürdürmüş, partisi ise bölücü siyasal uzantılarla buluşulan yemek masalarında sinsi pazarlıkların kapıları aralanmıştır.

Çıkartılan yasalarla, oluşturulan psikolojik ortamla ve alıştırılan kamuoyunun tepkisizliğinden cesaretle devlet kudreti atalete sürüklenmiş, federasyon ve ayrılma, ayrı dil ve sembol talepleri gibi tam bir ihanet gösterisi karşısında bile adli ve idari mekanizmalar derin bir sessizliğe mahkum edilmiştir.

Yıllardır Kuzey Irak’a yönelik sınır ötesi bir askeri operasyon kararını alamayan AKP hükümeti, partimizin meclise girdiği 22 Temmuz seçimlerinden sonra Tezkere çıkartmak zorunda kalmış, ancak bu konuda ürkeklik göstererek meclis kararının gereğini yerine getirmekten ısrarla kaçınmıştır.

Terör örgütüne yardım ve yataklığı kesmek için devletin üst düzey toplantılarında alınan caydırıcı tedbirler ve gevşek ambargo kararları bir türlü uygulanmak istenmemiş, aksine bu karara rağmen “PKK’yı çıkarsınlar on misli yardım yaparız” denilerek Iraklı muhatapları nezdinde devletin inandırıcılığı tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Bu arada yirmibeş yıldır süren terörle ve bölücülükle mücadele tarihinde bir ilk de yaşanmış, bir terör saldırısından sonra PKK tarafından alıkonulan Mehmetçiklerimizin güvenlik güçlerine teslimi esnasında PKK, Barzani, Talabani ve Amerika ilişkisi tam bir sevk zinciri ve suç üstü halinde gün ışığına çıkmıştır.

Yaşanan terör olaylarındaki kayıpların artması, önlenemeyen eylemlerin çoğalması her defasında hükümet tarafından “mücadelenin doğasında var” “dünya önleyemedi ki biz önleyelim” “nerede son bulmuş ki” denilerek makul karşılanmış, bunun “uzun soluklu bir iş” olduğu söylenerek, zafiyete bahane aranmıştır.

Hükümetin özürlü terör algısı, teröristlerin baskı sonucu dağa çıkmış masumlar olarak takdim edilmesine neden olmuş, terörün üzerine gidilmesini önerenlere Başbakan tarafından “katı defans dağa çıkarır” denilerek, bölücülüğün anayasal düzen içinde yapılmasına davet ve izin verileceği ilk ağızdan açıklanmıştır.

Bu konuda hükümetin en büyük dayanağı ve cesaret kaynağı ise “sadece askeri çözümün olmayacağını” söyleyen küresel güç, hükümetin “siyasi açılım olması gerektiğini” tekrarlayan Avrupalı dostları ile “siyasi çözüm yolu öneren” Iraklı muhatapları olmuştur.

Terörün hükümeti bunalttığı her ortamda, İmralı canisini de kapsayan bir genel af gündeme getirilmiş, hükümetin bu konuda açık bıraktığı süreçten cesaret alan bölücülük, sözde direnişin sürmesi halinde bebek katilinin 2010”da serbest kalacağını alenen yandaşlarına müjdelemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yönetiminde yedi yıl boyunca yaşanan vahim gelişmeler ve bölücülüğe gösterilen müsamahalarla ve desteklerle “taşlar bağlanarak” bölücü tahrikler için meydanlar boş bırakılmıştır.

Başbakan’ın polis kordonu altında bomboş caddelerden geçerek girdiği salonlarda parti toplantıları yaptığı, bölücülerin ise taş ve sopalarla sokaklarda yürüttüğü seçim kampanyası ülkemizi nasıl bir sinsi tuzağa çekmeye başladığını ortaya koymuştur.

Bir taraftan gizlice yapılmaya çalışılan yemekli toplantılarda formül ve sözde uzlaşma zemini arayışları sürerken, diğer yandan başbakanın polis çemberi altında söylediği hamasi sözlerin tam bir ikiyüzlülüğün işareti olduğu anlaşılmıştır.

Türkiye’nin devlet yapısının yeniden tanzimi, farklı kökenden gelen vatandaşlarımıza siyasi ve hukuki planda milli azınlık statüsünün tanınması ve bunun Anayasada teminat altına alınmasını isteyen Avrupa Birliğinin tahribat süreci Türkiye Radyo Televizyon Kurumunun 24 saat Kürtçe yayına açtığı kanalla birlikte hayata geçirilmiştir.

Hükümetin yıllardır yaptığı tahrikler sonunda yerine oturmaya başlamış, kafalarda oluşturulmak istenen bölünmüş Türkiye haritaları bizzat AKP yöneticileri tarafından Sivas-Gavurdağı hattı telaffuz edilerek şekillendirilmiştir.

TRT eliyle Kürtçe yayın yapma, üniversitelerde Kürtçe enstitülerini kurma, Kürtçeyi seçmeli ders olarak müfredata alma çabaları ve daha ileri adımlar atma konusundaki niyetleri AKP’nin bölücülere vadeli ümit ve cesaret verme çabaları olmuştur.

Bütün bu olanlarla birlikte bölücülüğün temel hayat alanı olan etnik kimlikler okşanmaya devam etmiş, önce 36’ya böldüğü milletimizin içerisinden, sonra yeniden tek millet çıkarmaya çalışılıp “biriz, beraberiz, bütünüz” denilerek tam bir zihniyet çürümesinin örneği verilmiştir.

Toplumsal yapımızda baş gösteren karmaşa, tartışma ve kısır çekişmelerin tetiklediği gelgitler, iniş çıkışlar kaygı verici seviyelere yükselmiş, Türkiye’nin iç ve dış güvenliğini, milli çıkarlarını ve milli bünyesini tehdit eden taciz ve tahrikler giderek yoğunlaşmıştır.

Hükümet silahsız yöntemlerle terörü önleme garabetini sürdürürken, terör örgütü boş durmamış, devam eden kanlı eylemlerde çok sayıda güvenlik mensubumuz şehit olmuş veya yaralanmış, vatandaşlarımız can ve mal kaybına uğramıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi yönetimi ile geçen her gün geçmişte yanlış atılan adımların faturalarını birer birer önümüze getirmiş; geri adım atmanın diyalog, boyun eğmenin işbirliği, aldatılmanın ise sözde zafer olarak takdim edilmeye çalışıldığı uluslararası ilişkilerimiz, geri dönülmez bir batağa doğru hızla sürüklenmiştir.

Bölücübaşının İmralı’ya getirilmesi ile başlayan terörün ve bölücülüğün küçülme ve zayıflama süreci, AKP hükümetlerinin yanlış değerlendirmesiyle tersine dönmüş ve yeniden azan terör saldırıları ile büyüyen kanlı terör örgütü bugün hükümeti Irak’lı aşiret reisleri ile kucaklaşacak kadar stratejik bir vasıta haline gelmiştir.

Örgütün Irak’taki varlığı, onları himaye eden Iraklı aşiret reisleri tarafından Türkiye ile ilişkileri artırma noktasında bir şantaj ve pazarlık unsuru olarak kullanılmış ve başarılı olunmuştur.

İstismar ve fırsat hız kesmemiş, yörede işlenmiş ve adına töre cinayeti denilen suçlardan bile yola çıkarak terörle mücadelede yer alan kahraman yöre insanını sorgulanmış ve koruculuk sistemi yargılanmak istenmiştir.

Sözde sivil toplum temsilcileri, üniversite zeminini propaganda için kullanan mihraklar, güdümlü düşünce kuruluşları, siparişle sonuç çıkartan kamuoyu araştırma şirketleri, yüzleşmeye meraklı sözde aydınlar ve yandaş medya kanalları bu sürecin başlıca aktörleri olarak ihanete çanak tutmuşlardır.

Cumhurbaşkanı’nın ‘Kürt sorunu Türkiye’nin birinci sorunudur’ açıklamasıyla eş zamanlı olarak Kandil Dağından medya üzerinden mütareke ve müzakere çağrıları yapılmış, pazarlığın şartları olgunlaştırılmıştır.

“Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi” sözleriyle kontrolünü kaybetmiş bir ruh halinin işaretini veren Başbakan, ecdadını aşağılamayı özgüven zanneden zihniyet çürümüşlüğünün hangi mevkilerde süründüğünü herkese göstermiş, “Hepimiz Ermeniyiz” diyenlerle aynı noktada buluşmuştur.

Netice itibariyle; Türkiye’nin milli birliğini, üniter devlet yapısını ve toprak bütünlüğünü hedef alan teröre ve bölücülüğe sürekli prim veren Başbakan, son aylarda bölücülük bayrağını fırsat ve çözüm adı ile eline almış, etnik ayrılma ve ayrışmaya zemin hazırlayacak bütün dinamitlerin fitillerini Cumhurbaşkanlığı makamı ile rol paylaşıp ve İmralı Canisi pazarlık yaparak birer birer ateşlemeye başlamıştır.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Nasıl ve nereden gelindiğini bilmek, nereye gidildiğinin bütün ipuçlarını vermektedir.

AKP döneminin ihanet tarihçesini özetlemeye çalıştığım gibi, son zamanlarda üzerinde çok konuşulan sözde barış, silah bırakma ve ateşkes sürecinin sonunda AKP zihniyetinin yönettiği ve ilkesizlerin de destek verdiği süreçte Türkiye’nin önünde kısa vadede beklenen çok vahim gelişmelerin şunlar olacağı anlaşılmaktadır.

Yıllardan beri pazarlıkla silah bırakmaya davet edilen örgütün ilk şartı İmralı’daki Bölücübaşının salıverilmesi ve PKK için af çıkarılması olmuştur. Bu nedenle Bebek Katili de dahil olarak geniş kapsamlı bir af yasası çıkması beklenmelidir.
Çıkarılan affın kapsamı genişletilecek, dağdan inecek olan örgüt mensuplarının siyasal haklardan yararlanmaları gündeme getirilecek ve mevcut örneklerinde olduğu gibi TBMM yolu açılacaktır.
Yirmi yıldan bu yana Türkiye merkezinde hareket eden bölücülük, sıklet merkezini Irak’a kaydıracak, Kuzey Irak’lı aşiret reislerinin tam güdüm ve kontrolüne geçecektir.
Pazarlığın tamamlanması sonucu silahın bırakılması halinde, yerli bölücü unsurların özellikle uluslararası ilişkilerinde pürüz oluşturan terörle ilintili olma vesayeti üzerlerinden kalkacağından bölücülük için daha güçlü küresel destek bulunacaktır.
Makul bir süre geçince eli silahlı yeni bir terör örgütüne dönüşecek olan PKK adı “terör örgütü” listesinden çıkarılacak ve kırk bin kişinin ölümünden sorumlu kanlı örgüt ve arkasındakiler dünyanın gözü önünde aklanacaktır.
Bölücülük, kendilerine verilmiş sözlerin yerine getirilmemesi ihtimaline karşı, silahlı gücünü muhafaza etmek için bir mutasyon geçirerek, yeni bir isim ve kimlikle Irak’ta ihtiyatta bekleyecektir.
Üniter devlet, ulus-devlet, laik devlet kavramlarının geçersizliği üzerinde tartışmalar yoğunlaşacak, alt kimlikler üzerine tahrik, tartışmalar ve hatta çatışmalar yaşanacaktır.
Sözde “Kurucu ortak halk” ve “çokluklar devleti” adı altında bir yeni kavram güçlü bir şekilde tartışılacak ve bazı aydınlar tarafından kabule değer bulunacaktır.
Seçim barajının düşürülmesi, yerel dillerde eğitim gibi çağrılar hız ve önem kazanacak ve AKP zihniyeti ise dışarıdan alacağı talimatlara uygun olarak gerçekleştirilmek isteyecektir.
Sözde fırsat ve barış sürecinin rehaveti atlatılınca, kahraman güvenlik güçlerimizin yirmi yıldır verdiği mücadele sorgulanmaya başlanacak, isimsiz kahramanlar yerli ve uluslar arası yargı unsurları ile karşı karşıya bırakılacaktır.
Türkiye topraklarını da kapsayan yeni devlet haritaları uluslararası görüşmelerde masalara getirilerek, bu konuda milletimizi alıştırmaya yönelik yeni bir manipülasyon süreci başlatılacaktır.
İkinci resmi dil kavramı taraftar bulmaya başlayacak, Türkçeden başka eğitim dili olmasına yönelik kampanyalara hız verilerek, AB sürecinin dayatmaları bu yönde ağırlık kazanacaktır.
Köy koruculuğu kaldırılacak, terörle mücadelede devlete destek olmuş, millete gönül vermiş yiğit yöre insanlarını yıldırma, mücadelelerini sorgulama ve hatta hesap sorma aşamaları başlatılacaktır.
Özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesine uluslararası ziyaretler artacak, karşılıklı davetlerle yerel yöneticiler ve bölücü uzantıları ile yapılacak görüşmelerle bu unsurlar devlete eşkoşulan güç haline gelecektir.
İzlenen tahrik siyaseti sonucu toplumsal doku bozulacak, Türk milleti kavramı çökecek, alt etnik kavramlar AB sürecinin de etkisi ile birlikte belirginleşmeye ve emsal bularak hak talep etmeye başlayacaktır.
Yöre belediye başkanları, yoğun bir davet kampanyası ile gerçekleştirecekleri uluslar arası ziyaretlerde “federal vali” gibi ağırlanmaya başlanacaktır.
Bölücü örgütü Irakta rezerve eden küresel güç, bıraktığı bu kozun yerine yenilerini oluşturacak, bu kez de siyasallaşma ve ayrışma alanında kullandığı inisiyatifi baskıya dönüştürecektir.
Yeniden ortaya çıkması muhtemel bir terör örgütünün eylemlerine müdahale seviyesi ve şekli uluslar arası denetimin gözetimine açık hale getirilecek, hükümranlık haklarını kısıtlayan dış denetim mekanizmalarına fırsat verilecektir.
Bunun sonucu olarak, kendi topraklarımızdaki bölücülüğe müdahale, yabancı güçlerin hakemliğine verilerek Türkiye’nin yörede etkinliği kaldırılmaya çalışılacaktır.
Haince duygularla tahayyül edilen bir coğrafyanın geçmişe dönük kullanımına yönelik sözde tazminat talepleri gündeme getirilecektir.
Yeterince olgunlaşması halinde bölücülük yeni itiraz alanları bulacak, adını büyük Türk milletinden alan Türkiye Cumhuriyetinin de ismi ve al bayrağımız tartışma konusu yapılacak, yerel bayraklar önerilecektir.
Artık ihtiyaç olmadığı söylenerek Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadele görevi tartışılacak, yerine polis gücü konması teklif edilecektir.
Geçmişte suç kabul edilenleri, suç olmaktan çıkaracak şekilde yapılacak bir yasal manevra ile bölücülük kapsamındaki fikir ve eylemler anayasal şemsiye içine alınacaktır.
Milli tarihimizin övünç sayfaları dış dayatmalarla yeniden açılacak, tarihle yüzleşme adı ile ecdadımıza yeni hakaret kampanyaları başlatılacaktır.
Irak Türkmenleri üzerinde baskılar artacak, aşiret reisleri Türkiye’deki yandaşlarına mütekabiliyet talep ederek Kerkük ve Türkmenleri izole edecek, göçe zorlayacak, Kerkük’ü Kürtleştirecek yeni bir eylem ve baskı süreci başlatacaktır.
Ermeni meselesi, Ekümeniklik, Kıbrıs, Türkmenler ve Kerkük gibi çok sayıda konunun yanı sıra, kontrolü tamamen yabancılara geçmiş bir ekonomik yapının girdabında Türkiye’nin bölünmesinin yol haritaları çizilecektir.
Bu kapsamda ayrışmış ve kimlik değiştirmiş kitleler için Kosova süreci model olarak konulacak ve ayrılmanın hukuki meşruiyeti içte ve dışta tartışılacaktır.
Alt kimlikler keskinleşecek, Türk ve Türklük vurgusunun geri çekilmesi istenecektir.
Alt kimliklerin kültürlerin ifadesi için Ana dilin konuşulması, anadilin eğitimi, ana dilin akademik öğretimi ve araştırılması, anadilin resmi dil olarak kabulü, ana dilin resmi alanda kullanılması. anadil alfabesinin kabulü sıralı talepler halinde gelecektir.
Eğitim kimliklere göre tanzim edilecek, tarih, coğrafya, edebiyat eğitiminin kimliklere göre yeniden düzenlenmesi konusu gündeme gelecektir.
Başlangıçta Yerel yönetimlere kimlik tasnifine uygun özerklikler verilecek, yerel parlamento açılacak, yerel kaynaklar yerinde kullanılmaya başlanarak ayrışmanın adımları atılacaktır.
Yalnızca coğrafi bağlılığın önerildiği Türkiyelilik ile yalnızca hukuki bağın önerildiği vatandaşlık kavramlarının sürekliliği, enerjisi, bağlayıcılığı sosyolojik zemin bulamayacak, durdurulamayan geri gidiş çözülmeyi getirecektir.
Tüm olumsuz gelişmeler çıkar ve şantaj kıskacına düşmüş bazı medya kuruluşlarının milletimizi uyuttuğu bu süreç içinde adım adım önce federasyonla üniter devlet, sonra etnik ayrımla milli devlet yapısı çatlatılacak ve Türkiye Cumhuriyeti çöküş sürecine girecektir.

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Fırsat adı ile başlayıp, Kürt sorunu ile devam eden ve şimdi demokratik açılım olarak tanımlanan yıkım projesinin ülkemizi getireceği karanlık tablo bundan ibarettir.

Bu öngörüler, kardeşliğimizin bozulmaması uğruna yıllardır sabırla ve sükunetle üzerine titrediğimiz milletimiz için gün be gün yaptığımız tahlillerin tarihin ve bilimin ışığında oluşturduğumuz görüşlerin özetidir.

Türkiye büyük bir kriz ve kaos ortamının “stratejik düzeyde” çok yüksek tehdidi altındadır.

Türkiye bölgedeki milli varlığına ve bekasına yönelik risklerle karşı karşıyadır.

Türk milletinin kendisine dayatılan esaret ve yıkım sürecini büyük bir uyanışla elinin tersiyle iteceğinden kuşkumuz yoktur.

Bu milleti, kabile dürtüleriyle tahrik ederek yıkmaya çalışmak, ” terörü önleyemedik o halde isteklerini kabul edelim” yaklaşımını “fırsat” olarak dayatmak hiç kimsenin haddi, hakkı ve harcı değildir .

AKP iktidarının yedi yıl içinde Türkiye’yi sürüklediği tehlikeli gidişat artık Türk Milletinin sabrını taşma noktasına getirmiştir.

Ancak bir işgal gücünün yapabileceği tahribata eşdeğer bir yıkım gerçekleştiren bu kimliksiz zihniyetin gerçek yüzünü görmüş olan milletimiz eminiz ki mutlaka tarihe gömecektir.

Bundan 90 yıl önce dönemin küresel güçleri olan emperyalist devletlerin Türklüğe biçtiği geleceği reddeden milletimiz bu dayatmayı da reddedecektir.

Giderek çatılan kaşlar, yaşanan hayal kırıklıkları, bocalamalar, öfke, hakaret bu yüzdendir.

Büyük ve kudretli bir aile olan Türk Milletini, bekasına yönelen saldırılardan korumak hepimiz için vazgeçilmez bir milli görevdir.

Bu oyunun bozulması için yüreğinde vatan sevgisi olan her bireyin şuurla ve dikkatle hareket etmesi tarihi bir sorumluluktur.

Bu itibarla, yıkım projesinde hükümetle elele tutuşan işbirlikçi palikarya haricinde kalan ve önünü ve arkasını görmeden sürece sıcak bakanları bir kez daha ve iş işten geçmeden tercihlerini analız etmeye davet ediyorum.

Herkesi devletimizin kuruluş felsefesinde, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti ortak paydasında, Türk Bayrağı altında buluşmaya çağırıyorum.

Bugün, hiçbir düşünce ve gerekçe bu milli sorumluluğun icabını yerine getirme misyonunun önüne geçmemelidir ve geçemez.

Türk milleti, bugünkünden daha karanlık bir tablo içinde, yokluk ve buhranlar arasından 29 Ekim 1923 günü bir güneş gibi doğabilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün de aynı ruh ve ilham ile ayağa kalmaması için hiçbir neden yoktur.

Artık karar anı gelmiştir.

Herkes tavrını belirlemek zorundadır.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ne mutlu Türküm Diyene!

« Önceki Yazılar