Tanımadığım birine sevgilimi anlatmam
İsmail Hacıoğlu Vildan Atasever’le olan birlikteliğini anlattı.

‘Sonsuz’ isimli sinema filminde kanser hastası bir genci canlandıran oyuncu İsmail Hacıoğlu, yeni filmini, hayata, ölüme, şöhrete, ilişkilere ve evliliğe nasıl baktığını anlattı.
Sezonun ilk filmlerinden biri olan ‘Sonsuz’, geçtiğimiz cuma gösterime girdi. Filmde kanser hastası bir genci oynayan İsmail Hacıoğlu, gerçek hayatta ölümden korkmadığını ifade etti. Yazılan neyse onu yaşamaktan yana olduğunu söyleyen genç oyuncu, filmin galasında ilk kez el ele ortaya çıktığı sevgilisi Vildan Atasever’le ilgili ise konuşmak istemedi. Bir erkeğe ilişkisi hakkında konuşmayı yakıştırmadığını söyledi. İşte, “Hayatı sade yaşamaktan yanayım” diyen oyuncunun HT Magazin’e özel açıklamaları…
-Kanser hastası bir genci oynadığınız ‘Sonsuz’ filmini hangi beklentilerle kabul ettiniz?
Filmin hikâyesi beni çok etkiledi ama çekilebilecek bir hikâye olup olmadığına tamemin olamadım. Yönetmenin Cemal Şan olması ise filmin çok güzel olacağına beni ikna etti. ‘Sonsuz’ seyirlik bir film. Filmin anlattığı şey
ise ‘yaşamak’
-Kanser gibi ciddi hastalıklar yaşayanlar genelde ‘Neden ben’ sorusunu sorar. Siz de filmde bu konuya değiniyor musunuz?
Evet, canlandırdığım karakter çok genç yaşta olduğu için duruma isyan ediyor. Bu konuyla ilgili çok sevdiğimbir hikâye var: Dünya şampiyonu ünlü tenisçi Arthur Ashe, ölümcül bir hastalığa yakalanıyor. Karısı, “‘Neden ben?’ diye sormuyorsun hiç?” diyor, adamsa karısına enteresan bir cevap veriyor: “Tenis yapan, tenisten para kazanan milyonlarca insan var. Ve bu işi en iyi yapan bir kişi vardı, o da bendim. O zaman ‘Neden ben’ demedim; şimdimi
diyeceğim.” Filminin benim için anlattığı şey bu.
‘MÜKEMMELİYETÇİLİK BENİ HASTA EDİYOR’
-Peki hastalığa yakalanmaktan, ölümden korkarmısınız?
Tabii ki Allah korusun ama ölümden korkmuyorum. Ben yazılan neyse onu yaşamaktan yana olan bir adamım. Sınırları, sunulanı çok fazla zorlamadan yaşamak gerektiğine inanıyorum.
-Kadercisiniz yani!
Buna kadercilik demeyelim. Hayatın sunduğunu fazla zorlamamak; az şeylemutlu olabilmek diyelim. Çok büyük dertlerimyok yani.
-Mesleğe bakışınız da bu şekildemi? Kariyerinizde ilerlemek için kendinizi zorlamak gibi bir derdiniz yok mu?
Mesleğimle alakalı olarak mükemmeliyetçi bir yanım var. Aslında bu beni hasta ediyor biraz. Bundan kurtulmam lazım. Neyin ne olduğunu, bir şeyi fazla fazla yapmanın gereksiz olduğunu iş yaptıkça öğreniyorum. Sinema dediğimiz şey; biraz da sizin elinizde olan bir şey değil. Sadece sizden ibaret olsa, daha rahat olursunuz belki.
-Oyunculuğa erken yaşta başladınız ve erken yaşta ünlü oldunuz. Özel hayatınızda bunun sıkıntısını yaşıyor musunuz?
Bu işlere erken başladığım için mi bilmiyorum; çok titizleniyorum. Bahsettiğim o hastalıklı durumbuydu zaten. Şimdi sorsalar oyunculuğa bu kadar erken başlamayı tercih edermiydim; bilmiyorum.
Sorun nerede çıkıyor?
Şöhret olma durumu… Ben sakin yaşamayı seven bir insanım. Birileri bana baktığı zaman bile hakikaten tedirgin oluyorum. Zaman geliyor ve ‘Bunun karşılığı bumu olmalıydı’ diyorsun. Evet bu olmalıydı. Her şeyin bir karşılığı var. Hem güzel işler yapacaksın, hem insanlar seni sevecek hem de ondan sonra ‘sıkılıyorum’ diyeceksin. Bunu asla söylemem. Bahsettiğim bu değil.
-Tercih yapacak yaşta değildim, o yüzden bir soru işareti var hayatımda. İlk işim 30 yaşında teklif edilseydi, yaparmıydı macaba?
Evet, yapardım. Çok seviyorum işimi çünkü.
-Bir gün sokakta tanınmamak gibi bir korku yaşıyor musunuz?
Yok, “Keşke tanımasalar” diyorum. Ben onların çoğunu tanımıyorum;meseleye böyle bakıyorum.
‘PERİŞAN OLAN BİR SÜRÜ USTA VAR’
- Eski kuşak oyuncular bu şöhret ve hayran meselesine farklı bakmış hep.
Onlar biraz hayatlarını feda etmiş. ‘Halka adanmış bir hayat’ diye bakmışlar. Bir kısmı evliliği, çocuğu es geçmiş. Sizin nesil farklı, öyle değilmi? Kendi tercihleriymiş. Her insan kendi tercihini yaşar. Gereksizce perişan olan bir sürü usta var. Ben sokakta çıplak olmayayım yeter. Fazlasını önemsemem.
-Oyuncular çok lüks hayatlar yaşıyor gibi algılanıyor. Maddi anlamda nasıl bir ailenin çocuğusunuz?
Yok baba, yaşayan varsa vardır. Nasıl görünüyor bilmiyorumama söz konusu lüks ise, öyle olmadığını söyleyebilirim. Babameski futbolcuydu. Annem ev hanımı. Bir kız kardeşim var. Bakırköy Kartaltepe’de doğdum, büyüdüm. Hayatımda çok şey değişmedi. Neyse öyle devam ediyor.
-Liseli rolleriyle başladınız. Görünümünüz de hâlâ liseli gibi. Olgun bir karakter oynamak istemez misiniz?
Öyle, ama dikkat edersen oynadığım karakterlerin hiçbiri cıvık değildi. Oynadığımgençlerin hepsi kendi içinde olgundu. Diğeri de olacaktır; benim acelem yok.
-Televizyon dizilerinin kalitesini nasıl buluyorsunuz?
Ben bu işe “Anlık hüner gösterisi” diyorum. Zamansızlıktan dolayı çalışılmadan yapılan, 90 sayfa senaryonun yetiştirilmeye çalışıldığı, çılgınlık
gibi bir şey. Getirisi fazla olduğu için tercih ediliyor.
‘İlişkim nasıl gidiyorsa gidiyor…’
-Bu koşuşturma daha ne kadar sürecek? Evlilik planları yapıyor musunuz?
Koşturma ölene kadar sürecek. Evlilik ise şu an düşündüğüm bir şey değil. Zor bir mevzu. Bana göre evlilik emek isteyen bir şey. Aslında, çok da düşünmedim. Olursa da zaten olur. Planlamak saçma.
-Vildan Atasever’le birliktesiniz, ilişkiniz nasıl başladı?
Ya, ben bu konuları konuşmayı sevmiyorum. Tanımadığım insanlara sevgilimi anlatmam. Böyle bir ayıp yapmam. Bir merkeğin yapmaması gereken, ayıp bir şey bu. Böyle öğrendim ailemden. O yüzden bana saçma
geliyor. İlişkim nasıl gidiyorsa gidiyor…



Yorumlar
Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!